Şimdi dönem dönem yolumuza devam etmeden önce, şuraya kısa bir ara bölüm ekleyip, sana “gayet mühim” bir iki husustan bahsedeceğim :
Ara Bölüm : EVREN`İN HUKUKU VE RİTMİ :
Evren, bir “HUKUK” içinde varolmuş ve o “HUKUK” kapsamında mevudiyetini sürdürmektedir. Bu “HUKUK”, bir bütün halinde var olabilmenin “amniyon sıvısı” dır.
Evren`in hukuku, evrenin en küçük zerreciğinden, en büyük kitlesine kadar, evrenin her bir parçasının hem birbirleri ile hem de o muazzam bütün ile olan ilişkilerinin düzenidir.
(Bir örnek olarak, senin bedeninde mevcut organlar ortak bir hukuka göre faaliyet göstermeyip de, karaciğer kendi kafasına göre, böbrekler, kalp, mide, bağırsaklar kendi kafalarına göre takılmaya başlayıp, hepsi farklı tellerden çalmaya başlasalar ne olur bir düşün hele ! O durumda, artık o beyinden de salata bilem yapılmaz ! Bunun gibi, örneğin bizim güneş sistemimizde, Güneş ayrı, Ay ayrı, Merkür, Venüs ayrı, Dünya ayrı takılmaya başlayıp da birbirlerini hiç iplemeseler, bak o zaman gör kopacak curcunayı !).
(“Evren`in Hukuku” bahsi çok mühimdir. Ancak bu konuda, bu satırların yazarı olan arkadaşınız “HUKUK, ÖNCE HUKUK VARDI” felan gibi diğer can sıkıcı ve uzun yazı dizilerinde bu konuyu insanı inlete inlete daha önce anlatmış bulunduğu için, merakınız halinde onları talep etmenizi tavsiye ederek bu bahsi uzatmıyorum, gözünüz aydın olsun !).
Aynı zamanda, bu hukuk içinde var olan evren`in, bir de “evrensel ritmi / temposu” vardır.
Evren`in bütün parçaları, o hukuk içinde ve o ritme uygun hareket ederler, “etmek zorundadırlar” demeyeceğim, “ettikleri için var”dırlar ki, işte o zaman “evrenin saf uyuşumu” ortaya çıkar.
(Kalb atışlarının ritmini hisset !).
Bu uyumu yakalayan her bir parça için o uyum bir “en-el hak”tır, “fenafillah”a ulaşmak, “nirvana”ya erişmektir. Evren`le bütünleşip, “evrensel” olabilmek, “ölümü yenebilmek” tir. O uyum içinde artık evren`in doyumsuz müziğini, senfonilerini duyabilmek, dinleyebilmek, hatta ilave besteler yapabilmek mümkün olabilecektir.
(Çekirde’ye not : ‘Gerçek Sanat’ da, işte bu evrensel uyumu arar.)
Evren, hiç bir parçasını yok etmez, ziyan etmez ; ama “icabında” dönüştürür. İşte, evren`in bir parçası bu “uyum”un dışına çıkmaya başladığı taktirde, “parçasından çok daha güçlü ve bilinçli olduğu hiç şüphesiz olan ve hiç bir parçasını ziyan etmeyen, yok etmeyen, kaybetmeyen evren”, o parçasına önce “balans” ayarları yapmaya, onu tekrar kendi hukuğuna ve ritmine “uyumlu” hale getirmeye (onu doğru yola getirmeye) çalışacaktır ; ta ki o parça artık “balans tutmaz” hale gelene kadar… Balans tutmaz hale gelen parça için ise artık evrenin yapacağı son şey, onu, “hukuna ve ritmine saygı gösterecek bir başka oluşuma dönüştürmek” olacaktır. (Korkarım ki insanoğulları –tabii kızları da dahil-, giderek “artık balans tutmaz hale” doğru hızla ilerlemektedirler Çekirgeciğim !)
Artık çok iyi bildiğin gibi, dünyamız, büyük evren`in bir parçası olarak meydana gelmiştir ve dünyamızı oluşturan her bir zerreciğin içinde, yani dünyamzın özünde, evrenin ilk olustuğu zaman süreçlerinden kalma, yüzlerce eski yıldızın 100 milyonlarca ışık yılı süresince biriktirdikleri “evrensel birikimler” bulunmaktadır. İşte Çekirgem, dünyamız ve ona dair olan her şey, yaşam, insan, hepsi, hepimiz bu koca evren`in parçalarıyız. (Laf aramızda, yani ‘biz evrenin ta kendisiyiz’). Hepimizin özünde bu muazzam evrensel birikimlerin mevcut olduğunun bilincine varmalı ve bunu asla hatırımızdan çıkarmamalıyız.
Bir de Çekirgeciğim, şunu hiç hatırımızdan çıkarmamalıyız : 2 milyon yıl önce yaşayanlar da, 500 bin yıl önce yaşayanlar da, 50 bin yıl, 10 bin yıl, 5 bin yıl, bin yıl, 500 yıl…. önce yaşayanlar da, aynen “senin benim gibi”, can taşıyan, “yaşayan” insanlardı. Yani bazı ham ahlat egoist ahmaklar gibi, “sadece bizim yaşadığımız dönem sanki insanlığın esas dönemiymiş” de ve sadece “bizlerin canlarimiz can”mış da, öncekilerinki “patlıcanmış” gibi, büyük yanılgılara düşmemeliyiz ...
(Devamı gelecek yazıda ...)
(Devamı gelecek yazıda ...)




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder