4. Basamak : “TALİHLİ BİR TRAFİK KAZASI”
Şimdi, bizim dandik zaman anlayışımıza göre aradan 36 milyon yıl kadar, evren`e göre ise aradan 6 dakika kadar geçmiş durumdadır.
“Haydi hayırlısı olsun” derkene, hiç unutmam, o günlerden sakin bir gün, “vay vay vay vay yaniiii, ulan nereden çıktı bu be !!!” demeye kalmadan, “ahanda Dünyanın yarısı kadar, Mars boyutlarında dev mi dev, azman mı azman bir planet”, üç kuruş para vermeme pintiliği yüzünden kılavuz kaptan kullanmadan İstanbul Boğazında seyrüsefer halindeyken, rotasını şaşırıp sahildeki yalılara dalan hayvan gibi büyük Rus şilepleri, ya da kafayı iyice çekmiş sarhoş şöförün kullanmakta olduğu, azami hız limitlerini aşmış, sağa sola yalpalanarak otobanda -“allahın emri”- geçireceği otomobilleri arayan öküz gibi bir tır kamyonu misali, karanlıkların içinden tangur tungur yuvarlanıp çıkarak dünyamıza “daaaannnkkkk !!!” diye bir koydu ki, “allah allah” yani !!! Öyle bir koyuş ki, şöyle söyleyeyim : Fener`in Cimbom`a 6 koyması bile o koyuşun yanında havagazıdır !
“Haydi hayırlısı olsun” derkene, hiç unutmam, o günlerden sakin bir gün, “vay vay vay vay yaniiii, ulan nereden çıktı bu be !!!” demeye kalmadan, “ahanda Dünyanın yarısı kadar, Mars boyutlarında dev mi dev, azman mı azman bir planet”, üç kuruş para vermeme pintiliği yüzünden kılavuz kaptan kullanmadan İstanbul Boğazında seyrüsefer halindeyken, rotasını şaşırıp sahildeki yalılara dalan hayvan gibi büyük Rus şilepleri, ya da kafayı iyice çekmiş sarhoş şöförün kullanmakta olduğu, azami hız limitlerini aşmış, sağa sola yalpalanarak otobanda -“allahın emri”- geçireceği otomobilleri arayan öküz gibi bir tır kamyonu misali, karanlıkların içinden tangur tungur yuvarlanıp çıkarak dünyamıza “daaaannnkkkk !!!” diye bir koydu ki, “allah allah” yani !!! Öyle bir koyuş ki, şöyle söyleyeyim : Fener`in Cimbom`a 6 koyması bile o koyuşun yanında havagazıdır !
Yine de çok şükür, Allah korudu. Dünya’ya tam göbekten koysaydı, tamam henüz üzerinde canlı ney yok ama, ne dünya kalırdı ortada, ne de ileride orayı mekan tutup yaşayacak, bizler dahil bilcümle mahlukatın istikbali.
Hani eski kovboy filimleri misali, esas çocuk Kara Murat Cüneyt abim gibi, bi kodu mu oturtur ama, esas çocuğa sıkılan kurşunlar sadece onun orasını burasını hafiften sıyırtıp geçer ya ; işte bu müthiş çarpma da o misal, bizim esas çocuk dünyamızın yuvarlağının tepesinden, biraz sıyırtıp, kafadan traşlanmasına sebep oldu.
Bu vahim –ama yine “her işte bir hayır vardır” tarzı, sonuçları bizler için hayırlara vesile olacak-kaza, “kusurlu sürücüden rüşvet almamış harbi bir trafik polis ekibinin, üzerinde eğri büğrü el çizimi krokiler ve kargacık burgacık el yazıları ile tuttuğu “Kaza Tesbit Zaptı”ndan şöyle okunur :
“Hava açık ve yağışsızken, düzgün yolda aşırı süratle ilerleyen devasa planet, muhtemelen alkollü veya uyuşturucu etkisinde olan sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu yoldan çıkıp, kendi yolunda kurallara uygun olarak seyretmekte olan dünya`ya, 45 derecelik açı ile, üst yuvarlak bölgesinden çarpmış ve bu bölgesinden oldukça büyük bir kitlenin parçalanıp, dağılıp, kopmasına sebebiyet vermek suretiyle büyük hasar meydana gelmesine sebep olmuştur. Olay mahallinin incelenmesinde “fren izi”ne rastlanmamış olması ve çarpmayı müteakip, çarpan planetin hız kesmeden, aynı süratle olay yerini terkedip evrende kayıplara karışmış olması, planet sürücüsünün kazada % 100 kusurlu olduğu kanaatimizle iş bu zabıt olay mahallinde tarafımızdan tanzim ve imza olunmuştur”.
“Hava açık ve yağışsızken, düzgün yolda aşırı süratle ilerleyen devasa planet, muhtemelen alkollü veya uyuşturucu etkisinde olan sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu yoldan çıkıp, kendi yolunda kurallara uygun olarak seyretmekte olan dünya`ya, 45 derecelik açı ile, üst yuvarlak bölgesinden çarpmış ve bu bölgesinden oldukça büyük bir kitlenin parçalanıp, dağılıp, kopmasına sebebiyet vermek suretiyle büyük hasar meydana gelmesine sebep olmuştur. Olay mahallinin incelenmesinde “fren izi”ne rastlanmamış olması ve çarpmayı müteakip, çarpan planetin hız kesmeden, aynı süratle olay yerini terkedip evrende kayıplara karışmış olması, planet sürücüsünün kazada % 100 kusurlu olduğu kanaatimizle iş bu zabıt olay mahallinde tarafımızdan tanzim ve imza olunmuştur”.
Yani ezcümle, zaten binbir dertle boğuşmakta olan dünyamızın üst yuvarlağına, sanki bu dertler yetmezmiş gibi, bir de durup dururken hayvan gibi bir planet müthiş bir hız ve muthiş bir şiddetle “baaammm !” diye çarpıp kaçmıştır. O hergele kaçsın, allahından bulsun da, ileride bizim olacak dünyamızın çarpılan bölgesinden, bize göre milyonlarca yıldır, evren`e göre ise dakikalardır binbir meşakkatle birleşmiş, kaynaşmış bir baba kitle, bu çarpmanın etkisi ile parçalanıp eski haline dönüşüp, yine toz duman haline gelmiş ve dünyanın çevresine, yeni bir toz ve gaz garipliği halinde yayılmıştır.
Haydi dünyamız -beyin kanaması geçirmedi çok şükür, gövde de sağlam maşaallah- kellesinde açılan yarığı zaman içinde kendi kendine tedavi eder etmesine de, daha belediyeler kurulmamış, seçimler yapılmamış, temizlik işçileri henüz doğmamışken, etrafa yayılmış bulunan bunca toz ve gazlar ne olacak, onları kim temizleyecek !?
Allahtan, o zamanlar, bu günkü gibi değilmiş de, iyi zamanlarmış ; ahde vefa varmış ve bu günkü karı kaprisleri filan yokmuş daha ortalarda da, işte bu dünyamızdan kopan ve toz duman olan arkadaşlar : “valla biz senin parçalarınız, tekrar kavuşamıyorsak da, senden, senin etrafından asla ayrılmayız ; uğraşır, didinir, çabalar, aramızda birleşir bütünleşir ve senin etrafında döner durur, ama seni asla terketmeyiz” demişler dünyamıza. Zaten eski tecrübeleri var ya, hemencecik yeni ve mütevazi bir dans pisti kurmuşlar dünyamızın yakınlarında, orada yeniden başlamışlar valse, …..
veeeee, bir süre sonra “AY” doğmuş mu sana !!! Aman ne güzel ! Sözünü de hep tutmuş, başlamış asla terk etmeyeceğini” söylediği dünyamızın çekim gücüne dayanamayarak, etrafında bir yörünge edinip, dönüp durmaya…
veeeee, bir süre sonra “AY” doğmuş mu sana !!! Aman ne güzel ! Sözünü de hep tutmuş, başlamış asla terk etmeyeceğini” söylediği dünyamızın çekim gücüne dayanamayarak, etrafında bir yörünge edinip, dönüp durmaya…
Sen daha çok gençsin, o zamanları bilmezsin Çekirgem, o zamanlar “ay”, bugünkü yerinde değil ; bu günkünden 15 defa daha yakın dünyamıza. O zamanlar “ay”, “tabak” ne ki, “koca bir sini” gibi görülüyor, bizim buralardan baktığında.
Ama o zamanlar, “ay”ın faydası sadece, bizim zamanlardaki gibi, tenhalara konuçlanmış romantik aşıkların ona bakarak birbirleri ile mıncıklaşmalarına aracı olmaktan ibaret değil ; o zamanlar çok daha mühim işleri var ki, onları yapsın da, o aşıklar istikbalde dünyaya gelebilsinler ve dahi ancak ondan sonra ona baka baka elleşebilsinler...
Gel Çekirgem, sana bundan sonrasını “ay”ın romantizmine uygun bir senaryo ile anlatayım da, gör bak melodramik Eski Türk Filmleri onun yanında nasıl dandik kalacak. Ama önce sen hele bir mendilini neyini hazır et de, gözyaşların etrafa saçılmasın :
Cüneyt "Dünya" ile tekrar vuslat`a eremeyeceğini anlayan çaresiz Türkan Şor “ay”, müşfik ve fedakar bir aşık olarak, “bana olanlar oldu artık gayri, bari sevdiğim mutlu olsun” diyerek, kendinin sararıp solması, kuruyup kadid olması bahasına, sevgili Cüneyt "Dünya"sını elinden geldiğince koruması altına alır. Onun etrafında pervane olup, zaman zaman güneşle onun arasına girer. İşte o zamanlarda kendi yanar kavrulur ama, Cüneyt "Dünya"sını perdeleyip, ona rahat nefesler aldırır. Çok canı yandıp da, acısı dayanılmaz hale geldiğinde de, çaresiz yavaş yavaş koruma perdesini aralar, zaman zaman da tam açar.
İşte Çekirgem, o sıralarda dünyamızın ekseni de, azman planetin kafasına koyduğu hain darbe ile hafiften eğilmiş ve dünyamızın kendi ekseni etrafında dönüşü bu eğime uygun olarak, Cüneyt'in sevgilisine kavuşamadığı zamanlardaki içkili haline benzer bir hale gelmiştir. Bu eğimli yeni dönüş tarzının sonucunda, artık güneş ışınlarının yeryüzüne düşme açısı yıl boyunca değişmeye, güneşin doğuş ve batış saatleri ile yerleri değişmeye başlamıştır. Bu yeni duruma ilave olarak Türkan Şor “ay” da, güneşin yakıcı ışınlarından koruma perdesini kapaya, aralaya, aça, verdiği hizmetleri ekleyerek, Cüneyt "Dünya"mıza “MEVSİMLER”i hediye eder.
Türkan Şor‘Ay”ın bu karalı, müşfik ve dengeli ayarları ile de, Cüneyt “dünyamız”ın iklimi yavaş yavaş değişip, kendini bulmaya başlar ve yaşam zincirinin başlamasına olanaklı bir ortam haline gelmeye doğru ilerler.
Nasıl ama Çekirgem !? Gözlerin, en azından, buğulanmadı mı !?
Hee ya ! İşte, daha önce de dediydim sana “her işte bir hayır vardır” lafı boşuna değildir diye :
Bir vahim kaza, dünyamızın eksenini eğdi ve evren`e “ay”ı hediye etti, “ay” da dünyamıza “mevsimleri”…
Mevsimler olmasa idi, bizler –artık her ne demekse- “portakal`da protein” bile değildik.
Sonuç olarak Çekirgem, “Ay” bizim için, “hakkı ödenemez bir TANRIÇA”dır ; bu böyle biline yani ! Şimdi hep beraber şükranlarımızı sunalım kendilerine :
“Sağol Ay Tanrıça, hiç eksik olmayasın sen e mi !!!”
Ama Çekirge yavrum, tezelden hemen heveslenmeyesin ve bilesin ki, dünyamızda daha yaşam mevcut değil ! Nasıl olsun ki yav, dünyamızda henüz su da yok, oksijen de. Onlar yokken yaşam daha “babayı” başlar maalesef.
Yani, dünyamız, hala daha “bildik” dünyamız değil ve yine üzerinde yaşayabilmemiz henüz imkansız.
(Devamı gelecek yazıda ...)







Hiç yorum yok:
Yorum Gönder