11 Aralık 2010 Cumartesi

ÇEKİRGE`YE MEKTUPLAR : "Zaman’a ve Yaşam’a Dair" - 1


                                                                                        “Docendo discitur” (Öğreten öğrenir)- Seneca


BİRİNCİ BÖLÜM : “HİÇLİKTEN DOĞAN EVREN”

Hele bir bak Çekirge !

Kolay olmayacak biliyorum ama, şimdi bu cümlemi okur okumaz bir süre dur, gözlerini kapat ve bu günden 15 milyar yıl kadar öncesini hayal etmeye çalış !

15 yıl değil, 150 yıl, 150 bin yıl, 150 milyon yıl, 1,5 milyar yıl değil, 15 milyar yıl öncesini !

Çünkü hikayemiz o zamandan başlayacak ve senin bu satırları okuduğun şu anlara kadar gelecek …

“Çok uzun bir zaman !” mı diyorsun !? İnan ki değil. Aslında her şey en fazla senin bir kolunun  mesafesi kadar sana uzak ve aynı zamanda da senin bir kolunun mesafesi kadar sana yakın.

En iyisi, bunu bu yazı dizisinin sonunda konuşalım seninle…

Birinci Kısım : “HİÇLİK”

Gelelim bundan 15 milyar yıl öncesine :

O zamanlar, sen ve ben ne kelime, ne su, ne hava, ne ateş, ne toprak, ne Musa, ne İsa, ne Muhammed, ne Firvun, ne Büyük İskender, ne Bursa İskender, ne Marks, ne Hitler, ne Atatürk, ne İmparatorluklar, ne devlet, ne feodalizm, ne kapitalizm, ne bu dünyamız, ne ay, ne güneş, ne yıldızlar, ne boşluklar, ne sıcaklar, ne soğuklar, ne çalma çırpma, ne hırsızlık, ne zimmet, ne rüşvet … hasılı bu gün bilinen hiç bir şey yoktu ; “hiçlik”den başka.





         Hiçlikte “zaman” yoktur.
         Hiçlikte “yaşam” yoktur.
         Hiçlikte “madde” yoktur.
         Hiçlikte “hiçbirşey” yoktur.
         “Hiçlik”e dair, hiç bir bilgimiz yoktur.
         Hiçlik hakkında bilgi sahibi olabilme ihtimalimiz de yoktur.

İkinci Kısım : “MİNİMİNNACIK BİR NOKTACIK ” 

Şimdi önce, bilebildiğin ve bilinebilinir hiçbir şeyin mevcut olmadığı “hiçlik”i bir hayal etmeyi dene ; sonra da, 15 milyar yıl önceden bu güne doğru aradan geçecek 1.3 milyar yıl zarfında o “hiçlik” te yavaş yavaş, önce belli belirsiz, sonra giderek pembeleşen ve daha sonra da gittikçe kızarmaya başlayan miniminnacık bir  noktacığı …

"Hiçlik"de beliren o miniminnacık noktacık öylesine küçücük, öylesine miniminnacık bir noktacıktı ki, bir toplu iğnenin ucu onun yanında dev gibi kalırdı ; var gerisini sen düşün.

                                                (Bu resimdeki noktacık onun yanında dev gibi kalır)

Noktacık minicik, miniminacıktı ama, Karamürsel sepeti de değildi hani ! 


Zira, bir toplu iğne ucundan milyon kere milyonlarca defa küçük o noktacığın içi öylesine dolu, öylesine yoğundu ki, içinde bu gün bilebildiğimiz ve dahi halen bilebilemediğimiz her şeyin özü işte orada saklı bulunmaktaydı. İç yoğunluğu giderek artmaya devam ettikçe de, iş çıkışı saatlerinde Gültepe’ye gitmeye çalışan tıka basa dolu bir belediye otobüsünün içi gibi, aşırı ısınıyor, sıcaklığı arttıkça da kızarıyor ve kızardıkça da daha fazla kızarıyordu …


Üçüncü Kısım : “EVREN OLUŞUYOR ”

Oluşuyor da nasıl oluşuyor !? Haydi gel benim hem güzellerin en güzeli, hem de zeki, çevik ve ahlaklı Çekirgem ! Vaktimiz müsaitken, seninle basamak basamak şu evreni bir oluşturuverelim hele :

           1. Basamak : T (ZAMAN) = 0 (SIFIR) AN’I : “BÜYÜK PATLAMA” (NAM-I DİĞER “BIG BANG” , AMA ASLINDA “ENFLASYON / GENİŞLEME”NİN BAŞLANGIÇ AN’I)

    0 (SIFIR) AN’I : Bundan 13.7 milyar yıl önce, maddenin ve zamanın  henüz “var olmadığı”  ve patlamanın gerçekleştiği bu “an”, fizikte “t (zaman) = 0” an'ı olarak kabul edilir.

    Yani t = 0 anında hiçbir şey yoktur (ya da sadece hiçbir şey vardır) Çekirgem.
    Bu gün bizim bildiğimiz fizik kurallarının o an ve öncesi için hiç bir geçerliliği ve herhangi bir kıymet-i harbiyesi bulunmamaktadır. Dolayısıyla, o an’ı ve öncesini tarif edebilmemiz için, o an’da var olan fizik kurallarını bilmemiz gerekir. Peki biliyor muyuz !? Hayır Çekirgeciğim, kısaca ve nezih olarak ifade edeyim ki “nah biliyoruz !”  Bundan sonra bilebilmemiz de maalesef hiç mümkün görünmüyor.

    Ama sen takma kafana bunu, bildiğimiz o kadar çok şey var ki, “ne yapalım o da eksik kalsın gayri !” diyebiliriz.

    Mesela, t = 0 anında, bu gün evrende –sen ben dahil- canlı ve cansız her ne var ise, onların ilk özlerinin büyük patlama anından itibaren etrafa saçılarak önce evreni, sonra da seni, beni oluşturmaya hazır vaziyette o minicik noktacığın içinde mevcut olduklarını kesin olarak biliyoruz.

    İşte bu da bizim gerçek doğum günümüzün 13.7 milyar yıl önce olduğunu, gerçek yaşımızın ise 13.7 milyar yıl + dünyadaki yaşam süremiz hesabı ile hesaplanması gerektiğini ortaya koyar.

    Aval aval bakma yüzüme öyle Çekirge, gerçek bu, ben ne yapayım ! Kaldı ki evrenin saatine göre bu süre hiç de öyle uzun bir süre değil ! Neyse hele devam edelim de, sonradan anlayabilirsin bu dediklerimi umarım !

    O minicik, miniminnacik, bir toplu iğnenin ucundan milyonlarca kere milyonlarca defalarca küçücük noktacık, bu kadar yoğunluğa nasıl dayansın !? Nitekim dayanamadı garibancık ve senin bu satırları yüzünde yamuk bir sırıtışla okumaya devam ettiğin şu sıralardan 13.7 milyar yıl önce, içinde giderek artan aşırı yoğunluğa ve aşırı sıcaklığa artık dayanamayarak, “tahammülüm yetti gayri, artık benden buraya kadar, bundan sonra ne haliniz varsa görün !” diye isyan edip, infilak etti. (Aslında bizim 'infilak' gibi algıladığımız bu acaip hadise, ülkemizde yaşadığımız enflasyonları bile solda sıfır bırakacak nitelikte çok ani ve
    hızlı bir genişleme idi. Ama hani öyle bir ‘enflasyon’ki, infilaktan beter ! Neyse şimdi böyle gıcık şeylerle kafanı karıştırmayayım da, gel biz bu hadiseye avama uyup, yine ‘patlama, infilak filan diyelim !)

    İnfilak etti ama, bu infilak öyle senin bildiğin, hatta bilmediğin infilaklar gibisinden bir infilak değil hani ! Gavur`un “big bang” dediği bu “büyük patlama” öyle bir büyük patlama idi ki, ondan sonra evrende meydana gelmiş her cins patlamanın cümlesini bir araya toplasan, onun yanında –bilimde ayıp olmazmış, onun için affına sığınarak söylüyorum- sivrisinek osuruğu kadar dahi hükmü olabilemez. Yani hani o patlamadan bu yana aradan geçmiş bu kadar milyar yıl ya, ama o patlamanın yaydığı dalgalar hala evrenin her köşesinde dalga dalga dolanıp durmakta ve dünyamızın her yerinden de ölçülüp, algılanabilinmektedir. Yani dedimdiydi ya, “noktacığı miniminnacık görüp de sakın ola ki yanlışlıkla “Karamürsel Sepeti” sanmayasın diye, patlaması da ondan misal, eşsiz ve emsalsiz olmuştur. Belki şu hatasız teşbihim infilakın dehşetli büyüklüğü hakkında bir fikir verebilir : “3 Büyük futbol takımımızın toplamının büyüklük kavramı bile, bu patlamanın büyüklüğünün yanından çırak bile çıkamaz” ; daha ne diyeyim, var artık gerisini sen düşün hele Çekirgem !!!

    Gel şimdi şu minik noktacığı  biz de temsili olarak bir patlatalım gayri :


    Aha işte önceki laflarımızı atlattık ve o minik noktayı yukarıdaki dandik resimde görüldüğü üzre “güüüm !” diye patlattık ... (Aslında bu resmin hadise ile pek bir ilgisi yok. 'E o halde neden koydun !?' diye ukalalık edip sorarsan da, fevkalade ayıp edersin ! 'Ortalığı biraz renklendireyim' dedimse fena mı ettim yani !? Biraz konuya ısındıktan sonra, “enflasyon, yani genişleme” tarzının temsili resmini ileride bir yerlere koyacağım. O zaman tam anlarsın Hanya’yı ve Konya’yı, eğer anlayabilirsen tabii !!!)
                                                                                                                     (Devamı gelecek yazıda ...)

    Hiç yorum yok:

    Yorum Gönder