24 Aralık 2010 Cuma

ÇEKİRGE`YE MEKTUPLAR : "Zaman’a ve Yaşam’a Dair" - 12


DÖRDÜNCÜ BÖLÜM : “İNSANLIK TARİHİNE GENEL BİR BAKIŞ"

Artık “evren”i ve onun içinde “dünyamız”ı ve onun üzerinde de ilk “yaşam”ları oluşturmuş durumdayız Çekirgem ! Umarım mutlu ve heyecanlısındır ve yerinde duramayarak “zıp zıp” zıplıyorsundur.

Ama sen  gel karşıma otur yine ve bu heyecanlı hikayenin devamını dinle ki, sonunda seni doğurtabilelim ; ondan sonra dilediğince zıplarsın. (Ayrıca 2`den fazla zıplarsan başına neler geleceğini de biliyorsundur umarım) …

Şimdi buraya kadar bir toparlarsak ;

4,5 milyar yıl önce, evren`deki sıradan bir galaksinin kıyısındaki sıradan bir yıldızın (güneşin) çevresindeki bir dizi sıradan gezegenin üçüncüsü olan “dünyamız” ve bir süre sonra da dünyamız`ın üzerinde “yaşamın kendini yineleyen kimyası” oluşmaya başlamıştır.

İşte üzerinde oluşan “yaşam”dır ki, bu sıradan gezegeni, bilebildiğimiz evren`de “özel” kılmıştır.

Çünkü, bilebildiğimiz evren`de, üzerinde “yaşam”ın mevcut olduğu başka bir gezegene henüz rastlayabilmiş değiliz.
(Hoş ! “Bilebildigimiz evren”, “evren`in bilemediğimiz” bölümü ile kıyaslandığında, henüz “hiç bir halt bilemediğimiz” ortaya çıkar ama, olsun, bu gün bilebildiklerimiz, dünyamızı “özel” olarak nitelendirmemize yeterlidir.)

İşte bu “özel” kimya içinde, önce “mavi-yeşil bakderi”, ardından birtakim “organizmalar”, sonra “bitkiler”, sonra “hayvanlar” ve nihayet bizim takvime göre bundan 2 milyon yıl kadar önce de bizim cinsimizin ilk türleri ve 500.000 yıl önce de birilerinin adına –her nedense- “modern insan” dediği bu günkü insanın (yani senin, benim Çekirge) ilk türleri dünyamızın üzerinde görülmeye başlamışlardır.

Bu arada da bir çok heyecan verici hadiseler olmuştur.

Mesela, bir zamanlar dünyanın efendileri olan dinazorlar, muhtemelen kuyruklu yıldız veya bir astreod`in dünyamıza çarpması sonucunda yaşanan felaket ile ‘kavruk hurmalar olarak’ tarih sahnesinden çekilmişler,  onların yerini “memeliler” almış, böylece sona eren “dinazor çağı”nın yerine “memeliler çağı” başlamıştır. (Yani yanlış anlama Çekirgem ! Yanlış anladıkların da dahil hepsini Allah nazarlardan, kem gözlerden sakınsın ve insanlığa “hayırlı uğurlu olsun” gayri !).



Biz şimdi, dinazoru minazoru bir kenara bırakıp, şu “ilk türlerimiz”in görüldüğü, bundan 2 milyon yıl öncesinden başlayarak, bugünlere doğru ilerleyeceğiz. Yani artık “insanlık tarihi”ne girmekteyiz.

Olmayacak iş hiç değil, yarın öbür gün bir asteroid gelip dünyamıza çarpıp, bu sefer de “memeli” saltanatına son vermezse, veya “başka bir sebepten dolayı  ölmez sağ kalırsak” ya da “sen sıkıntıdan patlayıp, ben de o zaman mecburen bu yazıları print ederek tuvalet kağıdı niyetine kullanmak zorunda kalmazsam, dizinin son bölümünde şu “zaman” kavramına tekrar döneceğiz inşallah ama, burada da kısaca bir dokunmadan edemeyeceğim :

Bak hele Çekirge yavrum, şu “kocaaaa, şu uzuuuun !!!” insanlık tarihine önce “zaman” açısından bir bakalım gayri : 

Bizim “zaman” ölçülerimize göre, “evren`in oluşmaya başlamasından (yani büyük patlamadan) bu güne kadar geçen yaklaşık 14 milyar yıl içindeki son 2 milyon yıl “insanlığın bütün tarih süreci”dir. Yani şu aşağıdaki kırmızı aralık kadar bir şey !


Yani ilk başlangıcından bu güne kadar olan, insanlığın  cem-i cümle tarihinin süreci, evrenin yaşının ancak “yüzbin`de 1`i” kadardır.

Bir de buradan yakıp, “dünyamız” açısından yapalım kıyaslamayı :  O da, 4.5 milyar yıl içinde, sadece 2 milyon yıl`cık hesabı ile, bu güne kadar olan insanlığın bütün tarihi dünyanın bu günkü yaşının “onbin`de  4`ü” kadar tutmaktadır.

Hele hele, bu konudaki ölçümleri “evren”in zaman ölçüleri ile yapmaya kalkarsak, hiç bir çıkarı yoktur ki, o zaman kesinlikle “yandı gülüm keten helva” yani ! Zira ki ne, “evren” in zaman ölçülerine göre, “bu kadarcık küçük” bir zaman diliminin, saniyeler ve hatta saliselerle bile ölçülebilmesi mümkün değildir. Hiç kusura bakmayasın ve dahi moralini bozmak gibi olmasın ama, evren`e göre 2 milyon yıl, üzerine bir fiske vurularak atılacak, göze görünebilir bir tozcuk dahi değildir Çekirgem !

(Sen bu bahisten haberdar değilsin ya, ben yine de içimi dökeyim : Bir süre önce Süleymaniye`deki mezarlarını ziyaret ettiğim Kanuni ile Hürrem için, ‘bırakın kol-bacak mesafesini, daha dün yaşamışlardı’ dediğimde, bana ‘kafayı yemiş’ gözü ile bakan bazı arkadaşlar utansın ! Onların ‘zaman’ hesabını da son bölümde yaparız ki, şu ‘zaman’ kavramı konusunda zihnin iyicene bir açılsın).

Neyse, sen hele şimdilik bunları güzelim kafacığının mutena bir köşeciğine not ediver de, biz de sonradan tekrar dönmek üzere, yine yolumuza devam edelim gayri !

“Bilim adamları” denen bazı gavat takımı (ki, az miktarda düzgün olanları, bu edepsiz ifademin kapsama alanı dışındadır elbet) geleneksel olarak, “tarih öncesi” ile “tarih”i kesin bir çizgiyle ayırırlar nedense …
Onlara göre, “tarih öncesi”, insan ırkının biyolojik başlangıcı olan 2 milyon yıl öncesinden başlayarak, yaklaşık 5.000 yıl önce uygarlığın başlangıcı olan ilk kent merkezlerinin Yakın Doğu`da ortaya çıkmasına kadar geçen uzun dönem olarak ele alınır. Sonra da “Tarih” çağlarına geçilir. Ondan sonra da, yok “İsa”dan, yok “Milat”tan önce / sonra,  yok “orta çağ”, “yeni çağ” filan gibi mütemmim gavatlıklar yapar dururlar.

Ben o “bilim adamları”na ne diyem ki ne olsunlar, dilerem tanrıdan layığın bulsunlar Çekirgem ki, böyle şey olmaz.

Futbol maçı gibi “İnsanlığın Tarihi” de bir bütündür. Ama nasıl maçın kırılma noktaları, kırılma zamanları var ise, tarihimizin de kırılma zamanları vardır elbet. Yani tarihimizi bölümlere  ayıracaksak, işte bu mühim (ama gerçekten mühim) kırılma zamanlarına göre ayırmamız lazımdır. Bu bahiste de, televizyon kanallarındaki ucuz tartışma programlarında olduğu gibi, “yok sana göre öyle olabilir ama bana göre böyledir” filan gibi saçmalıklar da olmaz.  

Onun için ben, iş bu “bilim adamı” denilen o takımın saçmasapan bilgiç ayırımları ile senin cevval zekalı güzel aklını hiç karıştırmayarak, meseleyi olması gerektiği gibi, doğru düzgün  önüne koyacağım ! Onlar da sıkıysa çıksın gelsinler karşıma ve dahi bunun aksini hele bir söylemeye yeltensinler de, ben de göstereyim onlara “tarihin kaç bucak” olduğunu ! (Burada, fon müziğinde, ‘Tınının tınının tını tını nıınn Genç Osman dediğin bir küçük aslaaan…Allah allah deyu geçer Genç Ooosmaannn Oooosmaaan…’ müziği çalmalı ve fakat mutlaka Hasan Mutlucan tarafından terennüm edilmelidir).

Doğrusu şöyledir ki, insanlik tarihinin iki temel evresi vardır güzel Çekirgem :

Birinci evre, insan ırkının ilk kez tarih sahnesinde belirdiği ve bu günden yaklaşık 2 milyon yıl öncesinden başlayarak, 12.000 yıl öncesine kadar devam eden “insanlığın avcılık-toplayıcılık” evresidir (ki, haydi klasik tarihçilerin kalbini o kadar kırmayalım da, bu evreye onların nitelendirmesi ile “PALEOLİTİK” dönem diyelim).

İkinci evre ise, bu günden yaklaşık 12.000 yıl öncesinden itibaren “insanlığın çiftçilik ve hayvan yetiştiriciliği”ne başladığı ve günümüze kadar  – maalesef giderek işin pisi çıkarak- uzanan evredir (ki, yine kalb kırmamak için bu evreye de “NEOLİTİK” dönem diyeceğiz).

Yani, günümüzden 2.000.000 yıl önce başlayıp,  günümüzden 12.000 yıl öncesinde sona ermiş olan dönem, insanlık tarihinin 1. dönemi olup, onu takibeden ve günümüze kadar ulaşıp da halen devam etmekte olan bakiye 12.000 yıllık dönem ise, insanlık tarihinin 2. dönemidir.

(Yav ‘2 dönem az oldu illa ki ilave yapalım !’ diye çok ısrar edersen, 1. dönem için kurtarmaz ama,  2. dönemi sırf senin gül hatırın için, kendi içinde şöyle ayrımlara tabi tutabiliriz :

·        12.000 yıl önce ile 5.000 yıl öncesinin arasına  NEOLİTİK DÖNEMİN BAŞLANGIÇ EVRESİ”,

·        5.000 yıl önce “KENT”lerin kurulmaya başlamasından günümüzden 300 yıl kadar öncesinin arasına “KENTSEL YAŞAM EVRESİ”

diyebiliriz.

·        Haydi “akşam pazarı” olarak, buna bir de günümüzden 300 yıl kadar öncesinde başlayan (1700`lerde) “SANAYİ DEVRİMİ” sürecini ekleyebiliriz.

(Bu dönemlere bir de tabii, bundan senin bu günkü yaşın kadar yıl önce  doğuşundan itibaren başlayıp, halen devam etmekte olan “ÇEKİRGELİ ÖZEL DÖNEM” eklenmelidir ki, iş bu yazı dizisinin özel bir anlamı ossun gayri !)

Bunların dışında hiç ısrar etmeyesin, daha başkaca ilave benim maliyetleri artık kurtaramaz Çekirgem...

Ama bil ki, senin güzel hatırına binaen yaptığım bu ilave bölmeler –elbet senin açından “Çekirgeli Dönem” hariç- esasta hiç bir şeyi değiştirmeye muktedir değildir.)

Parantez içini de nazar-ı dikkate alarak nihai “insanlık tarihi şeridi”mizi şu şekilde yapalım o zaman :

1.      Yaklaşik 2 milyon yıl kadar süren PALEOLİTİK DÖNEM,

2.      Yaklaşık 12 bin yıl öncesinden günümüze kadar uzanan NEOLITIK DÖNEM ki, bu dönemi de kendi içinde şöyle ayırıyoruz :

            a. Yaklaşık 7 bin yıl süren “NEOLİTİK DÖNEMİN BAŞLANGIÇ
                EVRESİ”
             
            b. Yaklasik 4 bin 700 yıl süren “KENTSEL YAŞAM DÖNEMİ”
             
            c. Yaklaşık 300 yıldan beri sürmekte olan “SANAYİ DEVRİMİ
                DÖNEMİ”
             
d.    Senin yaşın kadar yıldır devam etmekte  olan “ÇEKİRGELİ  
     ÖZEL DÖNEM”

İşte “İnsanlık Tarihi”nin evreleri bunlardan ibaret olup, gerisi hikayedir ve bunlar dışında söylenenler var ise, onlar, çekecek bir tesbih ya da oralarında buralarında oynayacak bir uzuv bulamayan gavat-ı zevatın can sıkıntısından  uydurdukları üfürükten sallamalardan ibarettir vesselam...

Efendim, PALEOLOİTİK, NEOLİTİK diye jargonlu konuşarak havamı atmış bulunuyorum ama, fazla hava Çekirgemi bozabilir. Onun için ben bunları, ilkokulda öğrendiğimiz, bildiğimiz hallerine çevirivereyim hemen :

Eski Yunanca`da “PALEO : ESKİ, LİTHOS : TAŞ” anlamına gelmektedir. Yani, “ESKİ TAŞ DEVRİ”, ya da kısaca “TAŞ DEVRİ”. (Hani televizyonda çizgi filmi vardı eskiden de, pişmiş kelle gibi seyrederdik).


 “NEO”nun anlami ise “YENİ”. O da  “YENİ TAŞ DEVRİ” anlamına tekabül etmekte. (Eh biri eski olunca, öbürü de yeni olacak normalen).



Daha da türkçesi, PALEOLİTİK DÖNEM, bizim bildiğimiz “YONTMA TAŞ DEVRİ” olup, NEOLİTİK DÖNEM ise “CİLALI TAŞ DEVRİ” olmaktadır.
(Bittabii, insanlar o zamanlarda yaşarlarken, kendi dönemlerine böyle saçma sapan ad`lar vermiş değillerdi. Bu adlandırmalar, o devirlerden kalan ve dahi o devirlerde yaşamış olan atalarımızın kullandıkları  bir kısım alet edevat bulunduğunda, adına ‘bilim adamı’ denilen bir takım zevat tarafından o buluntulardan esinlenilerek sonradan icad edilmiştir ki, bu adlandırmaların, günahı işte o zevatın boyunlarınadır).

Gelecek sayıdan itibaren, bu sıra ile dönem dönem yolumuza devam edeceğiz kısmetse Çekirgem ; hele sen az daha bekle … !
                                                                                                   
                                                                                                         (Devamı gelecek yazıda ...)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder