25 Aralık 2010 Cumartesi

ÇEKİRGE`YE MEKTUPLAR : "Zaman’a ve Yaşam’a Dair" - 14

BEŞİNCİ BÖLÜM : “PALEOLİTİK DÖNEM / YİTİRİLEN CENNET”

Oniki bin yıl eksiği ile yaklaşık 2 milyon yıl sürmüş olan bu dönem, özü itibariyla, insanlığın “en harbi, en hakiki, en doğru, en yakışan” dönemidir. Diğer bir ifade ile, bu dönem, insanlığın, evren’in hukukuna ve ritmine en uygun olarak yaşadığı çağ`dır …

Bu bahiste “büyük lokma da yerim, bal gibi büyük laf da ederim” ki : “İnsanlığın ‘hakiki / doğru’ bir başka ifade ile, “olması gereken” yaşamının sırrı, işte o PALEOLİTİK dönemdeki insanlık yaşamının özünde gizlidir”.

Onun içindir ki Çekirgem, bu sırrı çözebilmemiz, insanlığın yaşamını, bu günkü yaşami ve kendi yaşamımızı doğru anlayabilmemiz ve doğru anlamlandırabilmemiz için, bu dönemi çok ama çok iyi anlamamız, çok ama çok doğru yorumlamamız ve çok ama çok iyi özümsememiz şarttır. (İşte bunu başarabilirsek “hidayete ereriz” Çekirgeciğim ! Ama aksi taktirde de, hiç şüphen olmasın, “Hidayet” bize erecektir !).

Bu dönemde yaşamış olan atalarımız “avcı -toplayıcı” idiler. Hayvan sürülerinin peşinden gidiyorlar, ihtiyaçlarına yetecek kadar avlanıyorlar, bitki köklerini, yaban yemişlerini topluyorlar, yeterince besleniyorlar ve yavaş bir nüfus artışı ile çoğalarak dünyaya yayılıyorlardı.

(O zamanlar, henüz elma ve horoz şekerlerine, yarım kalmış inşaatlara, metruk köşklere filan da hiç ihtiyaç bulunmuyordu.)

Bak hele Çekirgeciğim, benim gibi dandikten yazar değil, gerçek büyük profesör gavur hocalar McClellan III (III olduğuna göre, demek ki bu hocamdan iki tane daha var) ve Dorn ağabeylerim o dönemi nasıl anlatmaktalar :


“Bu çağın kendine özgü niteliği, avcı-toplayıcı terimiyle simgelenen yiyecek aramadır. Paleolitik yiyecek toplama, bir geçinme ekonomisini ve ortak bir toplumu belirtmektedir. Mevsimsel olarak ve göç sırasında yiyecek toplama, çok az gereksinim fazlası ortaya çıkarmış ve bu nedenle çok az bir toplumsal tabakalaşmaya ya da üstünlüğe izin vermiştir. Ayrıca, fazla yiyeceğin toplanması, depolanması, vergilenmesi ve yeniden dağıtılmasıyla ilgilenen kurumlar gibi, sınıflı  toplumlar için gereken hic bir zorlayıcı kuruma gerek duyulmamıştır. Bu bilgiler, paleolitik toplumlardaki insanların, gruplar içinde farklı güç dereceleri ve statüleri olabilse de, özde eşit olduğunu göstermektedir. İnsanlar genellikle 100`den az kişiden oluşan küçük aile grupları halinde yaşamıslardır. Konuyla ilgili kanıtların çoğu, yiyecek toplama düzeninde cinsiyete dayalı bir iş bölümü olduğunu işaret etmektedir. Cinsel açıdan belirsiz rollerin ve kişisel istisnaların göz önüne alınması gerekse de, kadınlar büyük olasılıkla hasattan sonra yiyecek ve ilaç olarak, bitki, tohum ve yumurta toplarken, erkekler ise genellikle hayvan avlamış ve leş aramıştırr. Kadınlar genellikle yaşam için gereken kalorilerin çoğunu sağlarken, erkekler ve kadınlar bir arada grubun yaşamı sürdürmesine katkıda bulunmuşlardır. Yaşlılar bu gruplara bilgi ve deneyim aktarmışlardır. Paleolitik gruplar, kutlama, eş bulma ya da başka etkinlikler için daha geniş kabileler ya da büyük gruplar olarak bir araya gelmşs ve bazı bitkileri belki de “haz veren uyuşturucu olarak” kullanmış olabilirler. Göçebedirler ve hayvan göcleri ile bitkilerin mevsimsel büyümelerini izlerlerdi.

PALEOLİTIK topluluklar hiç şüphesiz ki oldukça geniş “doğa bilgisi”ne sahip olmuşlar , bunu keskin gözlem ve doğrudan deneyimleriyle kazanmışlar ve “bilinçli olarak” doğayi sorgulamamışlardır.”

Evren`in bir parçası olan dünyamızın “doğa”sının barınmalarına elverişli her köşesi, her bucağı, her mağarası, onlar için barınaklardı ...

Kürk ve hayvan derileri bedenlerini koruyan giysileriydi ...

Evren`in doğasına uygun olarak çiftleşiyorlar, nesillerini sürdürüyorlardı ...

“Ateş” bir şekilde yaşamlarına girmiş durumdaydı ...

Tecrübe ile öğrendikleri “hakiki yaşam” için önemli bilgileri (örneğin : hangi bitkiler, yemişler yenilebilir, hangileri zehirlidir ; ateş nasil yakılır, nasıl kullanılır, avlanırken hangi yöntemler uygulanmalıdır … v.b.) sonraki nesillere aktararak, onları eğitiyorlardı. (İşte ‘hakiki eğitim’in özü de budur. Bu gün adına ‘eğitim’ denilen şey ise, döneminin yamuk cari değerlerini sorgulamadan, o değerler sistemine göre yapılandırılmaya çalışılan büyük bir safsata ve beyin yıkama çalışmalarından ibarettir. Ama şimdi  konumuz dışında bırakalım da, onu belki  ayrı bir ‘Çekirge’dizisinde ele alırız, kim bülür !)

Hiç öğrenmemis olmak, yanlış öğrenmiş olmaktan çok daha iyidir. Zira, “hiç bilmeyene  doğruyu öğretebilmek, yanlış öğrenmiş olanın  yanlışını düzeltebilmekten çok daha kolaydır” güzel Çekirgem ! İşte bize asırlardır yalan yanlış öğretildiğinin tersine, o insanlar vahşi, barbar filan asla olmadıkları gibi, “doğaya hakim olmak”, “doğayı değiştirmek”, “doğaya üstünlük sağlayıp ona hükmetmek”, yeni yeni icatlarda bulunup “uygarlığı” başlatmak, “dünyanın efendisi olmak …. v.b. gibi bir düşünceleri, bir istekleri, bir niyetleri de yoktu !  Çünkü onlar, “doğal yaşam zincirinin içinde”, “doğa”nın, “dünya”nın, “evren”in bir parçası olarak, parçası oldukları bütün ile dengeli bir uyum içinde, kısacası, “yaşam”ı, olması gerektiği, yaşanması gerektiği hakiki hali ile, yani “fıstık gibi” yaşıyorlardı ve yaşamlarından hiç bir şikayetleri de yoktu.

En iyisi, burada ben sözü yine o iki muhim gavur hoca`ya bırakayım :


“Önemli miktarda et içeren çeşitli yiyeceklerle iyi beslenen, çok fazla çalışmak zorunda kalmayan, kürk ve hayvan derisi içinde sıcak ve ateşin yanında rahat olan Paleolitik atalarımizın genellikle iyi bir yaşamları olduğunu kim yadsıyabilir ?”

Hocamlara cevap veriyorum : “Aklı başında hiç kimse !”

Öyle ya ! İnsan`ın doğuştan gelen temel içgüdüleri, “korunma, barınma, beslenme, üreme ve bir de kadın kısmısına ait, analık”dan ibaret ...

İnsan cinsinde bu içgüdüler özüne uygun olarak yeterince tatmin edilemezse, çaresiz “yamulma” başlar. (Aha işte, Şekil 1 : ‘Günümüzün yamulmuş insancıkları !).   

Eh ! Yukarıda yeterince anlattım ki, arif bir Çekirge olarak anlamışsındır, bu içgüdülerin cümlesinin düzgüntatminleri PALEOLITİK çağ`da en doğal, en hakiki şekilleriyle sağlanmaktaydı …

O güzel çağ`da, “özel mülkiyet” yok !

Bitkiler, kökler, yemişler, hayvanlar, taşlar, mağaralar herkesindi. Daha doğrusu, hiç kimsenin degil, “doğanın”, yani “evrenin”di. Evren = Dünya = Doğa, onların tüm ihtiyaçlarını veriyor, onlar da, kendilerine “doğal yaşam zincirinin bir parçası olarak” sunulanlardan, sadece ihtiyaçlarına yetecek kadarını alıyorlardı. “Aç gözlülük” yoktu, çünkü “aç gözlülüğe gerek yoktu”.

Dolayısı ile, “evren`in hukuku” kapsamında, herkes, her şeyden, hiç bir şeyi biriktirmeden, stoklamadan, ihtiyacının karşılayacak kadar yararlanabiliyordu.

Nitekim o çağ`da, hayvanlara, bitkilere, hasılı insanların beslenmelerini sağlayan herşeye, insanların çok büyük saygısı vardır. Yeterince avlanıyorlar, yeterince topluyorlar ve avladıkları hayvana, topladıkları yaban bitkilerine, köklere, yemişlere son derece hürmet gösteriyorlardı.

O çağ`da,  “artık ürün / ürün fazlası”, stok, sermaye, kapital, iş yeri, ticarethane, fabrika,  tapu, arsa payı da yok ! Dolayısı ile, çalma, çırpma, hırsızlık, zimmet, suiistimal falan da yok ! Neyi çalacaksın ki, çalınacak bir şey yok ki insanlarda ! Olan her şey zaten ortada, “doğa”da ! Onu da çalmana da gerek yok ! İhtiyacın kadarını git al, olsun bitsin !

O çağ`da bakalım başka neler yok Çekirge : Bir kere, bu günkü gibi “hayatın aslı üretmektir”, “çalışan kazanır” filan gibi uydurma felsefeler ve boş laflar yok ! Ayrıca, bu günkü anlamıyla “evlilik, karı-kocalık, kutsal aile, miras” gibi, doğa’nın ve yaşamın özüne aykırı saçmalıklar yok !

“Başkaca neler yok !?” diye sorarsan, mesela, “toplumsal sınıflar, demokrasi, insan hakları, feminizm, devlet, hükümet, parlamento, birleşmiş ya da birleşememis milletler ve onların teşkilatları, özel üniformalı polisler, askerler …” filan da yok ! İnsanların arasında liderlik, savaş önderliği gibi konumlar, bilek gücü, tecrübe, akıl, ve zeka üstünlüğü ile, liyakatle, tamamen hakkedilerek elde ediliyor. Ama bu konumlar, onlar için farklı sınıflar, avantadan levanta elde etme, başkalarını sömürme, yan gelip yatma v.b… gibi kaymaklı konumlar yaratmıyor. Tersine bu farklışıklar, hepsinin ortak yaşantısı için gerekli, olmasi gereken farklılıklar. Herkes, yapması gerekeni yapıyor, işte o kadar !

E tabii, “borsa, vergi, rüsum, harç, imar durumu, belediye, kapitalist, sosyalist, komunist, fasist, Kemalist, dinci, cumhuriyetci, laik, turbanli” filan da yok !

Ve dahi, “sevgi ve sevgisizlik” kavramlari yok ! (Bunlar, “doğal yaşam düzeni” bozulup da, insanlığın yaşamı şirazesinden çıkmaya başladıktan sonra, ‘yitirilen’ kavramın zıddından  doğan, “siyah`la beyaz” gibi kavramlardir.)

Hasılı, özetle ve ezcümle, insanligin PALEOLİTİK ÇAĞ`DAN sonra, özünden, aslından uzaklaşmışlığına, yamulmuşluğuna dair ne var ise, işte onlar bu ÇAĞ`da yok ! Yani bu “yok”ları saymakla bitmez Çekirge ! Daha diyeceklerim var, onun için buraya daha fazla takılıp da  lafı daha fazla uzatmayayım ; sen artık aklından diğer “yok” ları ilave ediverirsin bir zahmet !

Peki ! “Yok”lar bir yığın da, “var”lardan ne haber !?

“Var”lar, kısa ve öz : Evren`in hukukuna uygun, evrenle uyum içinde, “saf, öz ve hakiki insanlık yaşamı” var … Bir başka ifade ile, “hakiki insan yaşamında” bulunmaması gereken hiç bir şey yok ama, var olması gereken her şey, en saf halleri ile “var”…

Söz yine mühim hocamlarda :

“Anatomik olarak modern insanlar için Paleolitik yaşam biçimi, özellikle daha sonraki dönemlerdeki değişim hızı ile karşılaştırıldığında, olağanüstü ve dengeli bir çağ olarak tam gücü ile ve özünde değişmeden 30.000 yıl sürmüştür. Paleolitik insanlar, kuşkusuz, kendi geçmişleriyle süreklilik gösteren ve göreli olarak değişmeyen yaşamlar sürdürmüştür.”

Bu dönemde atalarımız yaşamlarındam memnun ! Şartlar da onları başka yaşam tarzları aramaya zorlamıyor. Zorunluk olmadığı için yaşam tarzlarını değiştirmiyorlar, değiştirmek istemiyorlar …

Yoksa onlar “geri zekalı” olup, 2 milyon yıl boyunca “koca memeli ebleh sarışınlar” gibi gezmişler de, onlardan sonra gelenler mi birdenbire “cin” kesilmişler ve 10-12 bin yıl içinde, adına yine bir takım gavatların sonradan “uygarlık” dediği (ki, büyük üstadlardan Mehmed Akif, üstelik istiklal marşımızda “uygarlık” için, bildiğin gibi : “Tek dişi kalmış canavar” der) dönem “yırtık bir iç çamaşırından aniden langadanak çıkan ve parmaktan az kaba bir uzuv gibi” haşırtdanak ortaya çıkıvermiş !!?? Asla ve kat`a !!! Bak şu ağızlarından bal damlayan gavur hocamlara, ağızlarına sağlık ki ne güzel anlatmaktalar :

“Neandertal insanları, yaşlılar ve özürlülerle  ilgilenmeye başlamış ve 100.000 yıl öncesinden başlayarak daölülerinin bazılarını  törenle gömmüşlerdir. Morg ve gömme merkezleri olmuş olabilir ve Orta Paleolitik Çağ`dan (10.000-50.000 yıl önce) başlayarak bir “ölü kültünden” söz edilebilir. Ölülerin istenerek gömülmesi, insana özgü bir eylemdir ve defineler insanın tarih öncesinde temel bir kültürel dönüm noktasını temsil etmektedir. BUNLAR KİŞİNİN KENDİSİNİN BİLİNCİNDE OLMASINI VE ETKİN TOPLUM VE GRUP UYUMUNU BELİRTMEKTE VE SİMGESEL DÜŞÜNCENİN BAŞLANGICINA İŞARET ETMEKTEDİR.”

Yani onlar, “olması gerektiği gibi” yaşıyorlardı, yaşamlarından memnunlardı ve bilinçli olarak bu yaşam biçimlerinden vazgeçmiyorlardı.

Bunun her türlu delili ortadadir. Çünkü o dönem, ister istemez bittikten sonradır ki, bilcümle rezillikler başlamış ve ondan sonradır ki artık insanlar hayatlarından hiç bir zaman memnun olmamışlardır. (Tabii sözüm, benim gibi memnun olmayanlaradır, mutlu mesut yaşayanlara ise hiç bir şey demem, dilerim ki o eblehler allahlarından bulsunlar !).

Nitekim Çekirgeciğim, bana PALEOLİTİK dönemde, bu günkü yaşantımızda mevcut olanlardan “tek bir tane rezillik, tek bir tane saçmalık” gösterebilirsen, aha ben de o zaman iş bu yazdığım cümle yazıyı sayfa sayfa print edip, bilahare de hepsini teker teker ayıp tarafımdan içime dahil etmeye amadeyim !

Sen yine benim bu münasebetsiz laflarımı bir yana koy, ama bak, baba hocamlar “Cennet`ten Kovuluş” u nasıl “hocam hocam” anlatmışlar :

“Nüfus çok yavaş arttığı ve küresel ölçekte uygun yerleşmelerin sayısı pek çok oldugu için, avcı-toplayıcılar kendi sayılarının artması ve bunun sonucunda arama eylemlerinin genişlemesi yoluyla erişilebilir ortamların “taşıma kapasitelerine ulaşmadan” önce 2 milyon yıl geçmiştir. Paleolitik insanlar, tohumların nasıl yetiştiğini ve zaman zaman uyguladıkları bahçeciliği biliyor olsalar da, yaşam biçimlerini değiştirmek için zorlayıcı bir dürtüye sahip değildiler. Ancak, göç sayesinde kolayca azaltılabilecek nüfus yoğunluğu artışı, sonunda gereksinimlerle kaynaklar arasındaki dengeyi bozduğunda, bitki ve hayvan yetiştiriciliği yeni bir yaşam biçimi olarak benimsenmistir.

Atalarimiz, paleolitik yaşamlarını isteyerek bırakmamışlardır. 12.000 yıl önce, insan ırkı, çevresel bozulmanın baskısı altında, yiyecek toplama biçimindeki göçebe yaşamdan ayrılarak, avcılık ve toplayıcılıktan, bahçecilik ve hayvan yetiştiriciliğe “geçmiş” ve istemeden CENNET BAHÇESİ’nden Neolitik çağ`a geçivermişlerdir.”

Hocamların bu son parağraflarının içeriği, pek mühim olduğu ve içimi cızır cızır cızlattığı için öbürkülerinden daha kocaman yazdım ki, “işte budur ebemizinki” göresin diye !

Eeee Çekirgem !!! Geldik yine bir bölümün daha sonuna ! “Nerdeeeen, nereye !?” dersen, eh az buz değil yani, bundan 13.7 milyar yıl öncesinden başladık, şimdi ise geldik bundan 12.000 yıl öncesine ! Zaman ne çabuk geçiyor değil mi !!??

                                                                                                       (Devamı gelecek yazıda ...)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder