27 Aralık 2010 Pazartesi

ÇEKİRGE`YE MEKTUPLAR : "Zaman’a ve Yaşam’a Dair" - 16


ARA BÖLÜM : 6+1 : ÖKÜZ  1 – KADIN  0



Bu bahise ben karışmayayım da, “çok baba tipler” anlatsın gayri ! Ben belki, dayanamayıp da en sonunda, bir iki çift laf ederim gayri !


“Dilimizde bugüne kalan, soy yaşayışının serpintileri vardır, fakat belleğimizde bundan hiç bir iz kalmamıştır. Çocukların yabancı kimselere "amca" ve "teyze" veya "büyükbaba" ve "büyükanne" demeleri, bir köyde yaşayan insanların birbirleriyle akraba oldukları o eski düzenin kalıntılarıdır. Kendimiz de bazen "kardeşler" der ya da yabancı bir çocuğa "oğlum" demez miyiz ! Örneğin Almanca`da "yeğen" yerine "kız kardeş çocukları" denir. Sebebi de şu ki ta eski zamanlarda kızkardeşin çocukları klanda kalır, erkek kardeşin çocukları ise başka bir klana giderdi. Çünkü, erkek kardeş, evlendiği kızın klanına geçerdi. Kız kardeş çocukları akraba "yeğen" sayılır, erkek kardeş çocukları ise, akrabadan sayılmaz, başka klandan sayılırdı. Eski zamanların Sak devletinde hükümdarlık, oğula değil, hükümdarın kız kardeşinin oğluna geçerdi. Daha geçen yüzyılda Afrika`da Asanti devleti vardı. Hükümdarlarına, erkek olduğu halde "annelerin annesi" anlamına gelen "nine" denirdi. Orta Asya`da Semerkant`ta erkek hükümdarlara eski zamanlarda "sahibe", "hanımefendi" anlamına gelen "afşin" denirdi. Ananın, evin sahibi ve efendisi olduğu matriyarkal düzenden kalma anlamların belleklerde ne kadar uzun yaşadığını gösteren bir çok örnek vardır. Matriyarkal düzenin kalıntıları bu güne kadar unutulmadığına göre klan ve soy çok sağlam kurumlarmış demek ! Peki, madem ki bu kadar sağlamdı, niçin yıkıldı ? Amerika`da soy, Avrupalı istilacıların gelmesiyle dağıldı. Avrupa`da ise soy, daha Amerika bulunmadan binlerce yıl önce, bir ağaç kurdunun kemire kemire çürüttüğü bir tahta ev gibi kendiliğinden yıkılmıştı. Bu yıkılış, erkeğin ekonomiyi yavaş yavaş eline almasıyla başlamıştı. Eski zamanlardan beri, kadınlar toprak işleri ile ugraşıp, erkekler de hayvan güderlerdi. Klanda hayvan sayısı az olduğu sürece, kadının yaptığı iş, yani çiftçilik başta gelirdi. Et, çok seyrek yenir, süt içilmezdi. Kadınların topladığı ürün olmasaydı, evde yiyecek bir şey yok demekti. Zaten o çağarda, yiyecek olsa bile, sofraya çoğu zaman arpa ekmeği ya da bir avuç kuru tane konurdu. Çünkü, fazla bir şeyleri yoktu. Yine kadın eliyle toplanmış bal ya da yaban meyvaları da ekmeğe katık olurdu. Evin efendisi kadın olduğu için, her şeyi kadınlar idare ederlerdi. Fakat, her yerde ve her zaman böyle değildi. Step bölgelerinde hububat iyi yetişmiyordu. Step otları, yerlerini hububata bırakmak istemiyordu. Kökleriyle toprağa sımsıkı tutunmuslardı. Onların kapladığı katı ve ham toprağı çapa ile kazmak zordu. Tırmığa üç dört kadın koşulduğu halde, yine de tırmık, toprağı ancak üstünkörü kabartabilirdi. Şöyle böyle kabartılmış toprağa ekilen tohumu güneş kavurur, kuşlar yerdi. Bunun için de ekinler çok cılız ve seyrek biterlerdi. Bundan başka, kuraklık da kendine göre bir ayıklama yapar, ekinleri yakar, fakat herşeye dayanıklı yabanıl otlara dokunmazdı. Orak vakti gelince de, biçilecek bir şey kalmazdı. Çünkü, yabanıl otların arasından başaklar görünmezdi. Step otları, kovulduktan sonra geri dönmüş düşman ordularının bayrakları gibi dalgalanıp dururlardı. Hububat yerine yabani ot bittiğine göre, bel büküp kol yormaya ne lüzum vardı ! Fakat insanın yabanıl ot diye hor baktığı, hayvanlar için yemdi. Steplerde inek ve koyunlar doya doya otlayabilirlerdi. Step, onlar için, bereketli bir sofraydı. Yıl geçtikçe hayvan sayısı artıyordu. Erkek, bıçağını kuşağına sokup sürüyü güderdi. Çobanın sadık dostu olan köpek, koyunları bir yere toplamakta sahibine yardım eder, bozkırda dağılmalarına meydan vermezdi. Hayvan sürüleri gittikçe çoğalıyor, insana daha çok süt, et, yün veriyorlardı. Ekmek yetmiyordu. Fakat bol bol koyun peyniri vardı. Koyun etinden çorba pişiriliyordu. Böylece bozkırda çobanın, yani erkeğin emeği birinci derecede önem kazanmaya başladı. Erkek, çok geçmeden kuzey ormanlarında da kadını arka plana itti. İsveç`te, kaya üzerine çizilmiş eski bir resim bulunmuştur. Resimde bir çiftçi tasvir ediliyor. Acemice çizilmiş olan bu resimde çiftçi, çocukların çizdiği insanlara benziyor. Resmin iyi ya da kötü çizilmesinin bizce önemi yok. Resim, bizim için sadece bir tanıktır. Öyle bir tanık ki, çiftçinin saban ardınca gittiğini, sabanı da öküzlerin çektiğini apaçık gösterir. Kazmaya çok benzeyen bu sabanın, insanlık tarihindeki ilk saban olduğu söylenebilir. Kazmadan farkı yalnızca şudur : Kazmaya uzunca bir sırık yani ok takılmış ve bu oka insan yerine öküzler koşulmuştur. Sizin anlayacağınız, insan ilk motoru bulmuştur. Çünkü, sabana koşulmuş öküz, canlı bir motor olup, madenden yapılmış traktörün canlı atasıdır. İnsan, öküze boyunduruk vurarak, kendi işini ona yüklemişti. Önceleri insana yalnız etini, sütünü, derisini veren hayvan, artık gücünü de vermeye başlamıştı. Boyunları boyundurukta, hantal fakat güçlü öküzler, tarlalarda saban çekmeye başlamışlardı. Saban toprağı kazmadan daha derin sürüyordu. Sabanın geçtiği yerde evlek evlek sürülmüş kara topraklar uzanırdı. İlk çiftçi, olanca kuvvetiyle sabanın sapına sarılmış, öküzün tüm gücünü harcaması gerekmişti. Hayvana hem toprağı sürdürüyor, hem harmanı dövdürüyor, hem de ürünü taşıtıyorlardı. Sonbaharda öküze harmanda başakları çiğnetip dövdürür, sonra, tekerleksiz bir ağır arabaya koyup hububat dolu çuvalları tarladan eve sürükletirlerdi. Hayvancılık çiftçiliğe yardımcı olmuştu. Erkek, hayvan gütmekle beraber, yavaş yavaş, çiftlikle de uğraşmaya başlamıştı. Bu onun, evdeki nüfuzunu arttırmıştı. Kadının işi de az değildi. Hem dokumak, eğirmek, hem ürünü toplamak hem de çocuklara bakmak gerekiyordu. Fakat artık kadına o eski saygı kalmamıştı. Hayvancılıkta da, çiftçilikte de baş yeri erkek almıştı. Erkeğe evde daha az bağırıp çağırır oldular. Önceleri kaynanalar, hala, teyze ve büyukanneler için evin yabancısı sayılan erkeği evden kovmak işten bile değilken, şimdi ona saygı arttı. Çünkü, yabancı soydan gelmiş olan bu kimse hepsi için çalışıyor, aileyi besliyordu. Öte yandan, klan da, erkeklerin ayrılıp başka klana evlenmeye gitmelerinden pek hoşlanmamaya başladı. Önceleri biri ölünce miras kız kardeş çocuklarına kalırdı. Erkekler artık bu durumu da değiştirmeye çalıştılar. Afrikalı göçebelerden Tuvarekler arasında, miras "haklı" ve "haksız" olarak bölünür. "Haklı" miras, kız kardeş çocuklarına kalır. Ölenin, annesinden aldığı ve üretimde alın teriyle kazandığı şeyler girerdi bu mirasa. "Haksiz" mirassa, savaşta ele geçen ganimet ve alışverişte kazanılan her sey olup, ölenin çocuklarına kalır. Sonunda eski düzen, ihtiyar bir meşe ağacı gibi sarsılmaya başlamıştı. İnsanlar, görenek ve töreleri gittikçe daha fazla çiğnemeye başladılar. Önceleri kadın, evleneceği erkeği evine alırdı. Şimdi ise erkek, kadını evine almaya başladı. Yani eski görenekler bozulmuştu. Bunun için de göreneği bozana bir suçlu gözü ile bakılırdı. Güvey, gelini alıp evine götüremediğine göre, onu kaçırması gerekiyordu. Mızrak ve hançerle silahlı delikanlı ve akrabalar, karanlık bir gece güveyin soyunca seçilmis olan ki
ızın yaşadığı eve sokulurlardı. Köpek havlamaları bütün ev halkını uyandırırdı. Kızın ak saçlı dedeleri, bıyıkları henüz terlememiş kardeşleri silaha sarılırlardı. Dövüşenlerin korkunç bağarışları, kadınların çığlık ve ağlamalarını bastırırdı. Delikanlı, soydaşlarının yardımıyla, çırpınan kızı kucaklayıp uzaklaşırdı. Böylece, aradan yıllar geçmis, eski göreneğin bozulması yavaş yavaş yeni bir görenek olmaya başlamıştı. Kız tarafının akrabasıyla delikanlının çarpışması bir tören şekline girmişti. Kanlı dövüşlerin yerini armağanlar ve başlık almıştı. Hatta, gelini uğurlarken anasının ve kız arkadaşlarının ağlamaları bile, yemek ve içmekle biten bir düğün şenliği olmuştu. Yabancı bir soya, el evine duşmüş genç kızlara yakılan hazin türküler, bazı yerlerde bu güne kadar yaşar. Gelinin kaderi, imrenilecek bir kader olmayıp, çok ağırdı. Kadın yabancı evde, erkeğin egemenliği altına girerdi. Yakınacak kimsesi yoktu. Çünkü, kaynanası ve kaynatası olduğu gibi, kocasının bütün soydaşları da erkekten yanaydılar. Gelin, bir işçi gibi eve alındıktan sonra, herkes onun boş durmamasına, fazla yememesine dikkat ederdi. Artık çocuklar ana soyunda değil, baba soyunda kalıyorlardı. Kan yakınlığı ana tarafından değil, baba tarafından aranmaya başladı. İnsanın adına ve soy adına "filanın oğlu" diye bir ek konuldu. Biz de, insanı babasının adı ile birlikte çağırma alışkanlığı o zamandan kalmıştir. Örneğin "Pyotr Ivanovic", ya da eskiden denildigi gibi "Ivan oğlu Pyotr"...

(M.Ilin, E.Segal – ‘İnsan Nasıl İnsan Oldu’)

*************************************




Hayvanların evcilleştirilmeleri ve sürüler yetiştirilmesi, o zamana kadar görülmemiş bir zenginlik kaynağını geliştirmiş ve yepyeni toplumsal ilişkiler yaratmıştı. .... Daha önce yiyecek elde etmekte kullanılan bütün araçlar geri plana geçti. Avcılık, bir zorunluluk olmaktan çıkarak, bir lüks haline geldi. Peki bu servet kime aitti ? Başlangıçta hiç süphesiz gens`e ! Ama sürüler üzerindeki özel mülkiyetin, çok kısa zamanda gelişmiş olması gerekir .... Kölelik de , bu andan itibaren icat edilmişti. Aşağı aşamada bulunan barbar için, kölenin bir değeri yoktu ….. Erkekler ya öldürülüyorlar, ya da galiplerin tribüsüne kardeş olarak kabul ediliyorlardı. Kadınlarla da, ya evleniliyor, yahut onlar da, yaşayan çocuklarıyla birlikte tribü`ye kabul ediliyorlardı. Ama hayvan yetiştirilmesi, madenlerin işlenmesi, dokumacılık, nihayet tarımın başlamasıyla durum tamamen değişti. Eskiden elde edilmeleri o kadar kolay olan kadınlar, bir değişim-değeri kazanmışlar ve satın alınır olmuşlardı. Çalışma gücü için de, özellikle sürüler kesinlikle aile mülkiyeti haline geldiğinden itibaren, aynı şey oldu. Aile, hayvan sürüsü kadar hızla çoğalmıyordu. Sürülere göz kulak olmak için daha çok insana ihtiyaç vardı. Bu iş için, üstelik tıpkı hayvan sürüsü olarak çoğaltılabilen düşman savaş esirleri kullanılabilirdi. Bir defa ailelerin özel mülkiyetine geçip, orada hızla arttıktan sonra, bu türlü servetler, iki-başlı-evlilik ve analık hukuklu gens üzerine kurulu topluma yeni bir darbe vurdular. İki-başlı evlilik, aile içine yeni bir unsur sokmuşu. Sahici annenin yanıda, sahici, delilli ispatli ve büyük bir ihtimalle günümüzün bir çok "babalar"ından çok daha hakiki babaya da yer veriyordu. Bu çağın ailesi içinde yürürlükte bulunan iş bölümüne göre, erkeğe yiyeceğin ve bu iş için zorunlu çalışma aletlerinin sağlanması düşüyordu. Bunun sonucu, erkek, bu çalışma aletlerinin sahibiydi. Ayrılma halinde, kadına ev eşyaları kalırken, erkek bu aletleri birlikte götürüyordu. Demek ki bu toplumda yürürlükte bulunan adete göre, erkek aynı zamanda yeni beslenme kaynağının, hayvan sürüsünün, daha sonra da yeni çalışma aracının, kölelerin sahibiydi. Ama gene bu toplumdaki adete göre, çocukları onun mirasçısı olamazlardı. Bu konuda durum şöyleydi : Analık hukukuna göre, yani soy zinciri sadece kadın tarafından hesaplandığı sürece ve gens`deki ilkel miras adetine göre, gentilice akrabalar, başlangıçta yakın gentilice`lerinin mirasçısı oluyorlardı. Servetin gens içinde kalması gerekiyordu. Miras yolu ile geçen maddelerin düşük değerlerde olmaları dolayısı ile, ola ki pratikte, bu miras hep yakın gentilice akrabalara, yani ana tarafından kandaşlara geçerdi. Ama ölen erkeğin çocukları onun gens`ine değil, analarının gens`ine aittirler. Bu çocuklar başlangıçta, analarının öbür kandaşlarıyla birlikte, ve daha sonra da, belki birinci dereceden, analarının varisi olurlardı, ama babalarınıin varisi olamazlardı. Çünkü babalarının gens`ine ait değillerdi ve herkesin serveti, kendi gens`inde kalmak gerekirdi. Demek ki, sürülerin sahibi ölünce, sürüler önce onun erkek ve kız kardeşleriyle, kız kardeşlerinin çocuklarına, ya da anasının kız kardeşlerinin çocuk ve torunlarına geçerdi. Ama kendi öz çocukları mirasçı olamazlardı. Servetlerin artışı, bir yandan aile içinde erkeğe kadından daha önemli bir yer kazandırıyor, bir yandan da bu durumu, geleneksel miras düzenini çocuklar yararına değiştirmek için kullanma eğilimi ortaya çıkıyordu. Ama soy zincirinin analık hukukuna göre hesaplanması yürürlükte kaldıkça, bu mümkün değildi. Önce değiştirilmesi gereken şey buydu ve öyle de oldu. Bu iş, bugün sanılabileceği kadar güç olmadı. Çünkü bu devrim -insanlığın tanımış olduğu en köklü devrimlerden biri- bir gens`in yaşamakta olan üyelerinden bir tekinin bile durumunda herhangi bir değişiklik yapmak gereğini duymadı. Gens`in bütün üyeleri, önceleri ne durumda iseler, gene öyle kalabildiler. Sadece, gelecekte, erkek üyelerin çocuklarının gens içinde kalacaklarını, kadın üyelerin çocuklarının buradan çıkarılarak babalarının gens`ine geçeceklerini kararlaştırmak, bu iş için yeterliydi. Böylece, kadın tarafından hesaplanan soy zinciri ve analık miras hukuku kaldırılmış, erkek tarafından hesaplanan soy zinciri ve babalık miras hukuku kurulmuştu. Analık hukukunun yıkılışı, kadın cinsinin büyük tarihi yenilgisi oldu. Evde bile, idareyi elde tutan erkek oldu ...

(Engels - Ailenin Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni)

*********************************************



Neolitik devrimi tamamlamak için insanlığın, ya da daha doğrusu kadınların, yalnızca elverişli bitkiler ve bunların ekilip biçilmesi için uygun yöntemleri bulmaları yetmedi, fakat aynı zamanda toprağı sürmek için, ürünü biçip, kaldırıp, depolamak ve un haline getirmek için özel araç gereçler keşfetmeleri gerekti.....Bütün bu icatlar ve keşifler, etnografik kanıtlardan varılan sonuçlara göre, kadınlarin eseriydi. ...Kadınların elde ettiği bu başarılar, erkeğe yakıştırılabilecek buluşlarla birlikte, tek bir ekonominin içinde birleştirildi.. Çağdaş barbar toplumlarda küçük ve büyükbaş hayvan sürülerinin bakımı ve bununla ilgili işlerin ve araç gereçlerin yapılması erkeklere düşer. ...Köy içinde kadın erkek arası işbölümü dışında herhangi bir endüstriyel uzmanlaşmanın bulunduğunu düşünmek gerekmez.....Ayrıca, her köy kendine yeterliydi. Kendi yiyeceğini yetiştirip, tüm temel araç ve gereçleri, köyün bulunduğu çevreden sağlanabilen -taş, kemik, balçık, ağaç ve benzeri- malzemeden yapabiliyordu....Akrabalık ilkesine dayanan klan yapısının ve topluluğunun, neolitik devrim sırasında bozulmadan, varlığını bu devrimin sonrasında da sürdürdüğü kabul edilebilir. ...Salt tarımla uğraşan toplumlarda, kadının kollektif ekonomiye katkıları sayesinde, akrabalık doğal olarak kadının soy çizgisine dayanır ve "ana hakkı" sistemi egemendir. Sürü besleyici topluluklarda ise, bunun tersine, ekonomik ve toplumsal nüfuz erkeklere geçer ve babanın soy çizgisini izler.....Et, sonra süt sağlamak için sığırı evcilleştirmiş olan bazı toplumlar, böyle güçlü bir hayvanı evcilleştirmiş olmaları rastlantısından yararlanarak, üzerlerindeki ağır çalışma yükünün bir kısmını öküz`ün omuzlarına yüklemeyi düşündüler. Bu yolda ilk adım, belki de, o zamana kadar kadınların kullandığı çapanın bir farklı türünü tarlada bir öküz çiftine çektirmekti. Saban....kadınları en ağır işten kurtardı, fakat bununla birlikte kadınları taneli ürün yetiştirme alanındaki tekellerinden ve bunun kendilerine sağladığı üstün toplumsal statüden etti. Barbar toplumlar arasında toprak parçalarını çapa ile işleyen kimseler kadınlar iken, tarlaları sürenler erkeklerdir. (Yelkenin icadı, su ulaştırması, marangozluk, maden çıkartıcılığı, işçiliği, çark`lı çömlekçilik, seramikçilik ve bu alanlarda yeni keşif ve icatlar)....daha çok kadınlarca yapılan katkıların tersine, bu icatların ve keşiflerin tümü, erkeklerin eseri olarak görünürler ve bu buluşların erkeğin ekonomik durumunu güçlendirdikleri kesindir. Erkekler, kadınları çapalama, yük taşıma ve çömlek yapma alanındaki ağır ama önemli görevlerinden kurtararak, üstün analık hukukunun ekonomik dayanakları ile ilişkisini kesmiş oldular. Ayrıca, yeni uzmanlar aslında eski akrabalık örgütlenisiyle uyuşmayacaklardı. Hatta, çömlekçi bir köyde sürekli olarak kalsa bile, herhangi bir fizyolojik anlamda bir klan üyesi olmadığı ortadadır..... Bu tür yabancıları da kapsayacak bir toplumsal düzen için yeni bir temele gerek vardır. Sosyologlar, burada tartıştığımız bazı yenilikleri uygulayan barbarlar arasında, ataerkil "aileyi" hatta ataerkil ailenin, "baba" kadar, evlenmiş oğullarından , onların eşlerinden ve çocuklarından ve belki de hatta kölelerden meydana gelen türünü bulacaklarını umarlar. Böyle bir toplumda kişisel mülkiyet, süs eşyalarından ve giysilerden, araçlardan ve silahlardan, çoğalabilen sermaye mallarına, koyun ve sığır sürülerine -ve kölelere- kadar genişlemiş olabilir. Şimdi kendini "savaş sefi" olarak sivriltmiş bir kimse, (ki, anaerkil toplumda genellikle geçici ve seçime bağlı bir makamdır) otoritesini sığır ya da hizmetçiler biçimindeki serveti ile sağlamlaştırabilme olanağına sahiptir. Bu servet oğluna geçtiğinde, servetin sağladığı otorite de oğula geçerek kalıtımsal hale gelebilir....

(Gordon Childe - Tarihte neler oldu)


*******************************



PALEOLİTİK ÇAĞ`ın ilk insan topluluklarında, doğanın, yaşam şartlarının, kadın ve erkek iki cins arasındaki farkların (bedensel dayanıklılık, güç, doğurganlık v.b.)  gerektirdiği iş bölümü, o dönemin yaşam tarzının sosyolojik yapılanmasını / hukukunu oluşturmuştur. Bu yapılanma evren`in hukukuna ve ritmine uygundur. Ancak, NEOLİTİK ÇAĞ`a geçişle birlikte, zaman içinde meydana gelen farklılıklar (keşifler, icatlar, hayvanların ehlileştirilmesi, zanaatçılık v.b) bu iş bölümünün yeniden yapılanması ve farklılaşması sonucunu doğurmuştur. Özellikle tarımda, tarlada çalışan kadının işini  sabana baglı bir öküz fazlası ile görmeye başlayınca, önceki kadın-erkek iş birliği dengesi kadının aleyhine bozulmuştur. Kadınlar ise erkeklerin yerine bir hayvan koyamadıkları için, tarihsel golü yemişlerdir. Ama erkek takımı da, kadının bazı diğer mühim fonksiyonlarını yerine getirebilecek inek felan gibi bir başka hayvan bulup o alanlarda da kadının yerine koyamadıkları için (her ne kadar hala bu araştırmaları fiilen yapanlar mevcut ise de, henüz tam ikame başarısını sağlayamışlardır) kadınlara ..…….. devam etmek mecburiyetinden kurtulamamışlardır. Bu itibarla,"öküz geldi, ortaklık bitti" gibi, diğer mühim fonksiyonlari önemli olmaktan çıkan kadının, toplumsal / ortak yaşamdaki, üretimdeki rolü ve dahi kıymet-i harbiyesi, ancak erkek kısmına liman  olmak ve çocuk doğurmak eksenine çekilmiştir. Özetle, ehli öküzler, kadınların yerine geçerek, onların sosyal karizmalarını çizmişlerdir. Bireysel karizmaları ise, son birkaç fonksiyonlarını ikame yolu ile yerine getirebilecek sessiz, sakin,  ehlileştirilmiş uygun bir başka yaşam formu bulununcaya kadar  devam edip gidecektir.

Çakma Midas - Kitapsız
                                                                                                                        (Devamı gelecek yazıda ...)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder