8 Nisan 2011 Cuma

ÇEKİRGE`YE MEKTUPLAR : "Zaman’a ve Yaşam’a Dair" - 19


DOKUZUNCU BÖLÜM – 1 : “ÇEKİRGELİ ÖZEL DÖNEM”

“Şu an`dan tam 48* yıl, 4* ay, 14* gün, 5 saat, 17 dakika 32 saniye önce bir Cuma*  gecesi, Baban Çekirge Bey’in  300 milyon kadar spermi, saatte 60 kilometre hızla Annen Çekirge Hanım’ın içinde ilerliyordu...”

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
(*) Sevgili okurum bu yukarıdaki yıl, ay ve günün yerine, kendi doğum tarihine 9 ay 10 gün ekleyerek bulacağı tarihi yazarsa, doğrudan kendi doğumunu izleyebilir.
 -----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Sen ne dersin bilmem ama, bu bölüme girişim oldukça sağlam oldu bence ! 

Aman yanlış anlaşılmasın –pornoya asla karşı değilim ama- konumuz itibariyla, bu dizide “öyle taraklarda bezimiz yok !”.

“Ahanda ! E peki bu da nesi o halde !?” diye sorarsan, “gerçeğin ta kendisidir” Çekirgem ; senin hayatının gerçeği hem de !

Şimdi, yukarıdaki sahneyi bir süre dondurup, filmi  az geriye sarıp yeniden başlayalım da, “hayata gelmiş olmanın” nasıl inanması zor tesadüflerin sonucu olduğunu sana bir gösterelim Çekirgem ! (Yoksa, o eski ‘İnci Sineması filimleri’ gibi yamuk bir niyetim yok yani !).

Annen Çekirge Hanımefendi ile baban Çekirge  Beyefendi’nin, her şeyden önce bir şekilde tanışmış olmaları ve sonra da evlenmeleri, ihtimal hesaplarına nazaran çok düşük bir olasılık olmasına rağmen, gerçekleşmistir.


Hele bu olasılık hesaplarını “mavi-yeşil bakderilerden” başlayarak Çekirge Hanım ve Çekirge Bey`in iş bu dünyada var oluş süreçlerine kadar yapmaya kalkarsak, işin içinden kafayı yemeden çıkabilmemiz asla mümkün olamayacaktır.

Zira, bir düşün hele Çekirgem, annen ile babanın, bundan 2.5 milyar yıl öncesinden başlayan “varoluş” süreçlerinin her hangi minicik bir anında meydana gelebilecek belki 1 saniyelik ya da 1 milimetrelik bir sapma, onlardan birinin veya her ikisinin bu dünyada var olmasını engelleyecek ve onlardan biri bu dünyada var olmadığı taktirde de, “sen” diye bir kavramın bizler için, “ben” diye bir kavramın ise senin için var olabilmesi asla mümkün olamayacaktı ...

Haydi  bu kadar “makro” bakış açısından vaziyete bakarak işi “içinden çıkılamaz” hale getirmeyelim de, en iyisi, olanları “mikro” açıdan bir izleyelim :

İşte Sevgili Çekirgem, Çekirge Hanım ile Çekirge Bey’in mesut bir yuva kurmak üzere (bu da artık her ne demekse) “dünya evine girmeleriyle” senin serüvenin başlamış oldu.

“Nasıl mı oldu ?”, ayaklarını altına alıp rahat bir koltuğa otur ve kulak kesilip merakla beni dinle de, anlatayım :

“Üreme”, bildiğin gibi, canlıların soylarını devam ettirebilmeleri için şarttır ; bunun için de evren tarafından canlılara “içgüdü” olarak verilmiştir. Aksi taktirde “yaşam”ın tek başına bir anlamı olmazdı Çekirgem ! “Evren”, bitki olsun, hayvan olsun, insan olsun, canlıların dişi ve erkek hücrelerini  birleştirerek üremelerini temin etmek için, çesit çesit renklerle, kokularla, seslerle, haz yaratan algılarla, bu içgüdüye yönelik faaliyetleri çekici hale getirerek, teşvik etmektedir. (İnsan canlısı, Paleolitik Dönemin sona erişinden sonra bu işin de bokunu çıkarmayı başarmıştır maşallah  ama, istersen bu bahsi de bir başka Çekirgesel Mektuplar`a bırakalım ! Yoksa senin doğumunu geciktireceğiz ki, sana ayıp olur !) …

En başta dediğim gibi, bu satırları okumakta olduğun günden “tam 48 yıl, 4 ay, 14 gün, 5 saat, 17 dakika 32 saniye önce bir Cuma akşamı, o günkü iş mesaisini tamamlayıp mütavazi evine dönen Çekirge Bey’in, baharın da etkisi ile, içi kıpır kıpırdı. Çekirge Hanımın hazırladığı sofrada güzel bir akşam yemeği yedikten sonra, sesi hafif açık radyolarından “beraber ve solo şarkılar” dinlerken, bir yandan da, günün olaylarını birbirlerine anlatarak, hoş bir sohbete başladılar. 

Ama Çekirge Bey konuya bir türlü fazla konsantre olamıyor ! Zira aklı fikri az sonra Çekirge Hanım’a yapmayı düşündüğü “çıkartma”da, beyni gittikçe yoğun biçimde “eylem planları” yapmakla meşgul. O tarihlerde Türkiye`de henüz televizyon filan, dolayısı ile seyredecek “Aşk-ı Memnu, Behlül, Bihter, biri onu bunu gözetliyor, benimle evlen, bul karayı al parayı programları” yok ! “Bir maniniz yoksa bu akşam size gelelim” misafirlikleri de yapılmamışsa, eğlence niyetine bu günkü tarzda yapılacak fazla bir şey yok. Onun için erkenden yatılıyor, erkenden kalkılıyor.

Çekirge Bey’in hafiften mayışarak, bakışlarının –toplumda “mahrem” olarak nitelendirilen- beden coğrafyalarına kayıp kayıp durduğunu farkeden Çekirge Hanım, Çekirge Bey’in “çıkartma” niyetini buz gibi çakozlamış olmasına rağmen, gayet “fransız” davranmakta, ama öte yandan, sanki bilinçsizce yapıyormuş gibi adama kalama veren hareketler ve şen ifadelerle, “çıkartma”ya davetiye çıkartmaktadır.

Bir süre sonra, “demirin iyicene tavına geldiğini” hisseden Çekirge Hanım, “tavında dövülmek” üzere ama yine “fransız” bir tavırla, “Ay çok gevşedim, bu gün erken yatalım mı, ne dersin !?” diye sorar. Artık, Çekirge Hanım aracılığı ile kendini evrenin “haz” tahrikine iyice kaptırmış olan Çekirge Bey için “bu tekliften alası, Şam’da kayısı” olup, bilcümle eylem planlarını terkedip, içinden “Allah” diyerek teklifin üzerine hemen atlayacaktır. (Önce ‘teklifin’ Çekirge, önce “teklifin” !) …

Yatmaya hazırlanırlarken, Çekirge Hanımın “ince saz ‘gel gel’ taktikleri” Çekirge Bey’in “hevesini” geri dönüşüşsüz bir şekilde kabartmış, artık “çıkartma” kaçınılmaz olmuştur …

Şimdi biraz soluklanalım, ben de bu arada az biraz “ahkam” keseyim :

Geldiğimiz, bahsettiğimiz zamanlar “öyle zamanlar” ki Çekirgem, artık insanlar dahi birbirinin tapusunu alıp, birbirini “mülk” edinmekte ! Yani artık, öyle isteyenin istediğine “elini” verme ve isteyenin de isteyenden “elini” alma (bu ‘el’ kısımlarını RTÜK’ten sıyırtmak için, ve dahi ‘ayıp olmasın’ diye yazdım ;  sen o kelimeleri çıkartarak doğrusunu okuyabilirsin yani istersen ! Ama günahı boynunadır ben karışmam bilesin !) özgürlüğü  felan kalmamış durumda. Neticeten “her karıya bir koca, her kocaya bir karı” ki, doğal heveslerini giderebilirlerse eğer, ancak birbirlerinde giderebilirler.  Diğerleri ise, nedense “ayıp, günah” filan sayılıp “kaçak el kesimi”ne girer ki (galiba bir harfi yanlış bastım klavyede !), yine nedense, mahallenin delikanlısından, muhtarına, muhtarından imamına, imamından jandarmasına, jandarmasından hakimine, komşu teyzesine, bakkal amcasına kadar herkes elalemin “burnu” ile “göbek çukurunun” bekçisidir ! (Eh işte, üç aşağıya, beş yukarıya ; ‘dinleyen, anlatandan arif gerek ama değil mi benim arif Çekirgem !?)

“Nedense” nin “niye ki ne !?” si şundandır, haydi uzatmadan ben deyivereyim bari : Çünkü artık kadının “göbeğinin altı”na bağlı “anaerkil hukuk” çoktaaan sona erdirilmiş olup, erkeğin “dizlerinin üstü”ne bağlı “babaerkil hukuk”a geçilmiştir de ondan ! E böyle olunca da, “özel mülkiyet”, “kapital”, “miras” öyle gerektiriyor çaresiz. Onun için “Kutsal Aile” kurulmuş ki, öyle herkes istediği ile “alış veriş” yapamasın, neseb (soy) karışıp da “miras” yanlış yerlere gitmesin ! Yani artık her kadının “çantasına” hep aynı “tarak” girecek. (Of be ! Bu edepli olmaya çalışmak çok zor ! Bittim vallahi !). Bunun dışında gözü olacakların da gözünü “ayıptır, günahtır, bu dünyada biz seni yakamazsak, öbür tarafta Allah baba kesin seni cayır cayır kebap eder” diye bir güzel korkutmuşlar ki, “oh ne ala !”. (Bu dedikleri doğru ise, öncekileri bırak, 90’lık Muazzez İlmiye teyzemin anlattığı ‘Sümer’ avratları bile ‘Sümer Kebabı’ olmuşlardır öbür tarafta !). Yahu böyle saçmalık olur mu, “allahtan reva mıdır bu !?”. Kimin eli, kimin elinde, kime ne ki !? Soruya cevap veriyorum : “Değildir elbet !” Allahın başka işi gücü mü yok,  böyle tuhaf şeyler demez kimseye ! İşte bu garabet, bizim Neolitik ve sonrasınınkilerin “cimbom” işi marifetilerindendir ! Küme düşerler inşallah, ne diyeyim !

Neyse ne iste, biz gelelim yine Çekirge Bey’le karısına !  Yoksa senin doğumun harbiden gecikecek : (Bakalım bu ‘oto sansür’ RTÜK’ü ile nasıl çıkacağım işin içinden, Allah yardımcım olsun gayri !)

Ama daha başlangıçta bir düşün Çekirge, düşün de dehşete kapıl ! : Çekirge Bey’in “çıkartma” planını çakozlayan Çekirge Hanım “fransızım ama yan cebime koy” gibi, bir iki cilve ile Çekirge  Beyi  daha da azdıracak hareketler yapmak yerine, Çekirge Bey eyleme geçtiğinde, kaşlarını kaldırıp kararlı bir sesle adama “Amaan canıımm, nereden çıkardın şimdi, çok yorgunum, zaten başım da ağırıyor, bu gün olmaz” aksiliği yapsa (ki eminim çok yapmıştır), ya da o sırada kapı mapı çalsa veya yemekten sonra birden Çekirge Bey’e bir gaz sancısı musallat olsa (ki bin tane başka olasılık da saymak mümkün), yani bunlardan herhangi bir tanesi yamuk yapsa, işte o zaman sen bu dünyada ilelebet olmayacaksın be yavrum Çekirge ! O zaman Çekirge Bey’in “stoklarında” ziyan olup gideksin ! Brrrr ! Korku filmi gibi, ne dehşetengiz bir durum ama, değil mi ama !?

Hani mesele burada bitse, yine öp de başına koy ! İşin asıl dehşetengiz kısmı bundan sonra başlıyor.

Giriş taksimini geçip sadede gelelim ! Porno hikayesi yazmıyoruz burada herhalde, bilimsel takılıyoruz ! Başlangıçta “peşrev olarak ne yapmışlarsa yapmışlardır artık, orası bizi ilgilendirmez ! (Çok merak ediyorsan, gider sorarsın !)

Esasa gelirsek, Çekirge Bey, belirttiğim yıl, gün, saat, dakika ve saniyede, hevesi kabarmamış hali 6-8 cm ebadında olup da, o anda heveslenip iyice başkaldırarak normal ebadının yaklaşık 2 katına ulaşmış,  13 ila 16 cm uzunluğundaki (ki her nedense büyük bir çoğunluk, sonradan görme yeni zenginlerin hep daha büyük ev, daha büyük araba merakları misali, kendi normal ebatlı mülkünden bir türlü memnun olmayıp, hep çok daha görkemlisine sahip olma arzusundadır) , bir tarafa doğru hafif eğimli “çıkartma” silahını eli ile tutup, giriş ağızı Çekirge Hanım’ın malum-u hudut coğrafyasında bulunan, boş silindir şeklinde ve normal halde yaklaşık 7-10 santimetre uzunluğunda, 3 santimetre genişliğindeki (toplumda hemen her vesile ile pek muhtelif adlandırmalarla anılan, ama benim burada RTÜK korkumdan dolayı bir türlü uygun bir ad bulamadığım ve neolitik nönemde ‘özelleştirilerek’ karşı cins için ‘temininde fevkalade müşgilat çekilen ‘bulunmaz hind kumaşı’na dönüştürülmüş) “yapı”sının içine yerleştirmeyi başarmıştır.

Bu tabir ettiğim “yapı”, yüksek derecede esneyebilme yeteneğine sahip bir organdır. Bu özelliğini üç katmanından orta katmanını oluşturan kas katmanına borçludur ki, kendi genişliğini ve uzunluğunu, içine duhul edenin çapına ve uzunluğuna göre belli oranlarda arttırabilen keyifli bir mekandır. İşte şimdi genişliğini ve uzunluğunu, esasen bir süredir yakinen tanımış olduğu, içindeki “aşina unsur”un çapına ve uzunluğuna göre ayarlamış, bir yandan da, girişinde bulunan “Bartholin adı verilen salgı bezlerini harekete geçirerek gümrük girişinin ve  duvarlarının kayganlaşmasını sağlamıştır.

Kısa bir süre sonra, iyicene coşmuş olan Çekirge Bey, sanki Çekirge Hanımı düşman bellemiş, pembe bereli çıkartma takımına mütemadi taaruzlar yaptırarak, savunmasız kadını hiç acımadan peşpeşe süngüleyip durmaktadır (ancak, ‘düşman’ da, bu ‘büyük taaruz’dan hiç şikayetçi görümeyip, gayet keyifli bir vaziyettedir)  ….. kiiii, bir an gelir, takım komutanı ‘ahanda aniden taş kesiliverir’ ! 
 “Allahından buldu allahsız !” deme Çekirge yavrum ! Hazzın fazlasından oldu takım komutanının bu durumu ! Zaten o an`da ikisinde de artan heyecanla beraber derileri kızarmış, terleme başlamış, nefes alıp verme sıklığı, kalp atışları hızı ve kan basıncı artmış,  göz pupilleri büyümüş durumdadır. Konu komşu ‘mahrem’ faaliyeti duymasınlar diye  diye de, mümkün olduğu kadar ses etmemeye gayret etmektedirler.
Çekirge Bey’in o bir an`lık kaskatı kesilişinin ardından, vücudunun muhtelif yerlerinde seyirmeler ve kuvvetli kasılıp gevşemeler başlayacak ve bu kasılmalarla birlikte, ergenlik dönemine başladığıdan beri her gün testislerinde 120 milyon adet civarında üreyen Spermatozoon, ya da kısa adıyla “Sperm” hücrelerinden yaklaşık 300 milyon adedini, posta posta, Orta Asya`da Çin’e saldıran Türk akıncıları gibi, Çekirge Hanım`ın içine fışkırtarak “işi bitirecek”, dolayısı ile bu bahiste komutanın takımının da biyolojik olarak, artık görevini başarıyla tamamlamış bir makina misali, çıkartma “işi bitecek”tir.  Bundan sonra olacak olacaklar  ise, artık, memeli cinsinin dişi türünden olan  “Çekirge Hanım” ın karanlık derinliklerinde cereyan edecektir.
Şimdi tekrar bir düşün ve düşüneceklerinden tekrar dehşete kapıl Çekirgem : Mesela Çekirge Bey’in tam taş kesildigi an`da Çekirge Hanım mabadını filan istem dışı olarak biraz oynatsa da, o sırada sonradan esas çocuk olacak 300 milyon spermin içindeki o 1 tane bir dışarıya kaçsa, var   ya, işte o zaman sen yine bittindi be Çekirgem, vallahi daha başlamadan bittindi ! Allahtan Çekirge Hanım sana tam uygun duruyor o sırada ve çıkartma komutanı da çıkartmayı iyi yönetiyor çok şükür !
Eveeet, geldik işte şimdi tekrar başlangıçta dondurduğumuz film karesine :

“Şu an`dan tam 48 yıl, 4 ay, 14 gün, 5 saat, 17 dakika 32 saniye önce bir Cuma gecesi, Baban Çekirge Bey’in  300 milyon kadar spermi, saatte 60 kilometre hızla Annen Çekirge Hanım’ın içinde ilerliyordu...”

 “Haydi Allah yolunuzu açık etsin arkadaşlar” da, şimdi ne olacak ki, sen olasın !?

Çekirge Bey muhteremin, o sırada mayışmış durumdaki Çekirge Hanım’ın içinde gazlamış tam yol giden kirli sarı renkli fışkırtıları var ya, bunlar ilk defa geçiyorlar o yollardan ama, onların ağabeyleri, babaları, büyük babaları, daha önce yolgeçen hanı gibi defalarca geçtilerdi  bu yollardan ! Öyle ya, Çekirge Bey’in  ilk çıkartması  değil bu elbet “helali”ne !
Ama bunca yoğun otoban trafiğinde sana dair henüz herhangi bir şey olmuş değil şimdiye kadar Çekirgem ! Senin ismin “esame listesinde” bile yok ! Şimdi bakalım, görelim de, ne olacak, nasıl olacak da, sen, sen olmaya başlayacaksın yani birdenbire !!??
Çekirge Hanım’ın içinde “tam gaz” yol alan bu tuhaf mahlukat, yoğun kıvamda bir sıvının içindeler. Bu sıvının ismine “meni” ya da “ersuyu” deniyor.


Bu sperm milleti, bilmem hiç gördün mü, kirli havuzlarda filan olur, aynen yeni doğmus kurbağa yavrularına benzer. (Yani, “kurbağa yavrularını hiç gördün mü ?” diye soruyor yazar, aman yanlış anlaşılmasın !). Ama onlar kara ve büyüktür, bunlar ise kirli sarı renkte olup, göze görünmeyecek kadar küçüktürler. Nüfus hüviyet cüzdanlarında yazılı olan tam isimleri  “spermatozoon” olup, samimi arkadaşları ise ona kısaca “sperm” derler. 

“Milimetrenin 100’de biri kadar uzunlukta olan sperm hücresi erkek üretim organları olan testisler içinde, ergenlik döneminden itibaren her gün 120 milyon adet cıvarında üretilir.  Sperm hücreleri vücut ısısına dayanıklı olmadıklarından erkeğin spermi üreten (testis) ve depolayan (epididim) organları vücut dışında skrotum (torba) adı verilen yapı içinde yer alır.

Hücrenin baş, gövde ve kuyruk olmak üzere üç büyük parçası bulunur.
Baş kısmı yumurta hücresininin içine girebilmek için gerekli maddeleri (akrozom) içerirken, çekirdek adı verilen bölümde hücrenin babaya ait genetik yapısı (DNA) bulunur.

Gövde kısmı hücrenin ileri doğru hareketi için gerekli enerji deposunu barındırır.
Kuyruk kısmı ise hareketli olup,  hücrenin hareketliliğini sağlar.
Bir ejakülasyon (boşalma) esnasında milyonlarca sperm (yaklaşık 300 milyon) kadın genital sistemine girse de bunlar arasından yalnızca yumurta hücresine kadar gelebilen yaklaşık 1000 tanesi yumurta hücresini döllemeye aday olur. Adaylardan ise en güçlü bir tanesi yumurta hücresi içine kabul edilmeye hak kazanır. 

Spermin dışarı fışkırması anında ortalama 60 km hız yapmaktadır.

Bir sperm  yumurta hücresine ulaştığında, yumurtaya girmek için kuyruğunu dışarıda bırakıp, yumurta zarından geçerek kalıtsal bilgileri yumurtaya ulaştırmış olur ve kromozomlar çoğalır. Buna göre de cinsiyet belirlenir”

İşte Çekirge Beyefendi boşaltmış bu malzemeyi Hanımefendinin içine, Çekirge Hanım’ın içinde allahına bir yarıştır gidiyor ; sanırsın ki Olimpiyatlarda 100 metre koşu finali ! 

Bu 300 milyon sevimli yaratığın katıldığı sürat yarışından her birinin muradı, “finish” noktasına ilk ulaşan olmak ve orada bulmayı umdukları “yumurta”ya herkesten önce bi kafa koyup, kuyruk dışarıda, kafayı içeri daldırmak ! Yarışın amacı bu ! Bu amaçla, kuyruklarını titrete titrete, birbirlerini ite kaka, hedefe doğru tam yol deliler gibi koşmaktalar beyinsiz garibanlar ! (Çekirge Hanım’ın içindeki durumlara da bak hele ; T.V de naklen yayınlansa kesin reyting rekorları kırar. Yahu ne komik bir manzara ama, değil mi Çekirgem !?)


Bu arada Çekirge Hanım’ın içi de boş çöp kovası değil elbet ! Çekirge Bey’in böyle azdırılıp, “çıkartma”ya yönlendirilmesinin esas bir sebebi var ! Yoksa evrenin işi gücü yok da beyefendinin çıkıntısının ve muhterem zevcesinin de girintisinin   zevki ile mi uğraşacak !!?? 

O görünürdeki durumlar “takiyye”den ibaret ! Oysa “çıkartma”nın arkasında “başka dış güçler” var !  Tüm bu hadiseyi çok öncelerden “dizayn” etmiş olan “evren”in esas niyeti başka !

“Yumurta, dişinin çoğalma hücresidir.

Yumurta her hücre gibi çekirdek, sitoplazma ve hücre zarından oluşur. Yeni doğmuş bir kız bebeğin yumurtalıklarında çok sayıda olgunlaşmamış yumurta hücresi bulunur. Ergenlik çağından sonra, her ay yumurtalıklarda olgunlaşan bir yumurta spermle döllenebilir ve yeni bir birey oluşturmak üzere çoğalmaya başlar. Döllenmediğinde vücuttan atılır. Bu atılma süreci genellikle 1 haftadır. Bu sürece "pms dönemi" de denebilir.Bu döngü her ay olur ve  döngü :adet (regl) olarak adlandırılır.”


İşte Çekirge Hanımın içinde de, onun her ay imal edilip miyadi doldukca atılan yumurtalarından, “o sırada henüz son kullanma tarihi geçmemiş olan biri”, yüksek kaldırımda müşteri bekleyen ablalar gibi, bacak bacak üstüne atmış, frikiğini vermiş, tırnaklarını ojeleyip müşterisini beklemektedir. 

O güne kadar üst soyundan yüzlercesinin müşteri bulamayıp da, kan revan içinde ziyan zebil olduğunu bilen bu “şıllık” yumurta, birdenbire kalabalık bir abazan erkek turist grubunun etrafta gezinmekte olduğunu hissedince, kendini o makus akibetten kurtarabilecek bu şansı kaçırmak istemeyip, “ağustos böceklerinin gürültüsü, çiçeklerin kokusu, kadınların parfümü gibi”, basar “fertilizin”ini etrafa ve “sazı ile yol gösterip”, başlar bu potansiyel müşteri grubuna “hadi gel, gel” yapmaya ! 

“Nasıl mı ?” Aha işte şu şekil :

“Yumurta, spermleri kendine çekmek için bazı özel kimyasallar salgılar. Yumurtanın mukopolisakkrit dış kısmının salgıladığı bu kimyasala Fertilizin denir. Her yumurta hücresi, kendi türüne uygun fertilizin maddesi salgılar. Yumurta hücresine ulaşan sperm hücreleri oransal karşılaştırma yapılacak olursa ortalama boyda bir erişkinin katettiği 4.5-5 kilometre kadar bir yol almış olurlar. Bu sperm hücreleri için uzun bir yoldur ve bu yolu katetmeyi en hızlı ve enerji deposu en fazla olanlar başarabilir. 


Dişi eşey hücresi yumurta, erkek eşey hücresi spermle döllenir ya da partenogenetik olarak uyarılır. Döllenme sırasında sperm yumurtaya değer değmez, Antifertilizin denilen maddeyi salgılarak yumurta fertilizini nötralize eder. Döllenme sırasında akrozomdan salınan "Hyaluronidaz" enzimi ile yumurtanın dışındaki Corona radiata'yı eriterek spermin yumurtaya ulaşması sağlanır. Sperm yumurta içersine girer girmez, girdiği yerden başlayarak bir döllenme zarı oluşturur. Kural olarak bir yumurtaya bir sperma girer ve bir zigot oluşur, (Monospermi), fakat bazı hayvan gruplarında birden fazla sayıda sperm yumurtaya girebilir (Polispermi) ve çoğul zigot oluşumu gözlenir. Döllenme zarı oluştuktan sonra hiçbir sperm yumurtaya giremez ,“kapılar diğer spermler için kapanır”.  Normalde yumurta hücresinin geçirgen olmayan zarı, döllenme sonrasında geçirgen hale gelir ve metabolik aktivitesini arttırır. Yumurta, hücre içindeki depo besinleri kullandıktan sonra, zar aracılığıyla madde alış verişi yapmaya başlar. Döllenme öncesinde bulunmayan enzimlerin sentezine ve protein sentezine başlanır. Böylece gebelik başlar ve gelişme devam eder.

Farklı cins iki gametin birleşmesiyle yeni canlının meydana getirilmesine eşeyli üreme denir. Gamet, eşey hücresi olarak tanımlanır. Bir gamet ya dişi eşey hücresidir (yumurta) yada erkek eşey hücresidir. (polen veya sperm). Eşeyli üreyen canlılarda bir çift kromozom takımı bulunur. Bu takımın yarısı anneden yarısı babadan gelir. Bu takım kromozoma haploid veya monoploid (n) denir. (n) haploid kromozom takımı gamette bulunur.

Bir çift kromozom takımına 2n diploid denir. Mesela; insanda 2n=46 sayıda kromozom bulunur. Somatik hücreler (vücut hücreleri) 2n sayıda kromozom taşır.
Eşeyli üreme sonucunda birbirinden farklı bireyler oluşur. Bu da populasyonlarda varyasyonu (çeşitliliği) arttırır.”

Ben şimdi sana bu olanları daha somut ve daha anlaşılır biçimde özetleyeyim :

Çekirge Hanım artık tahareti ile uğraşırken, o sırada içinde olup bitmekte olanlardan hiç haberi yok ! “Çıkartma”nın ihracat fazlasından arınmaya  çalışıyor ! “Çıkartmacı” ise, “Pandalar” misali mabadını devirip yatmış, “karnı tok, şeyi pek” huzur içinde uykuya dalmakla meşgul ... Ama Çekirge Hanımın içindeki bir grup kuyruklu hergele,  yumurtanın “gel, gel” lerine kendilerini kaptırmış, itişe kakışa ve dörtnala şıllığa dogru koşmaya devam etmekteler ! En sonunda bunlardan “biri”, “Allllaaaahhhh ! Son biiirrrrr, biriiinccçç !” diye kafayı bi koyar ki yumurtaya, kafası yumurtanın zarını delip langadanak girer içeri ki, meczubun kuyruğu hala dışarıda titreşip durmaktadır ! O sırada diğer abazanlar, Fener`den taze 6 yemiş Cimbomlular gibi, “haydiii yaaa !!!” tarzında, kuyruklarını toplayıp, kaderlerine küskün ve üzgün tarzda stadyumdan ayrılırlar. Bu öyle bir yarıştır ki, ikincisinin, üçüncüsünün hiç bir kıymet-i harbiyesi yoktur. 


Şimdi yine dehşet senaryolarına dönelim  Çekirgecigim : 

-         Bir erkek ömrü boyunca ortalama 7.200 kere boşalır.
-         Bir erkek ömrü boyunca ortalama 2.000 defa   
          mastürbasyon yapar.
-         Bir erkek ömrü boyunca ortalama 14 galon sperm üretir.

Demek ki, Çekirge Bey’in suiistimalleriyle 4 galon kadar malı zaten kafadan çöpe gitmiş ki, evvela oradan yırtabilmişsin çok şükür ! (Hesap işlerini sevmediğim için Hukuk Fakültesi’ne girmiştim   ya ! Ama valla senin yüzünden bu bölümde hesap yapmaktan imanım gevredi artık ! ). Ardından, 10 galonun içindeki milyarlarca kuyrukludan “seni yapabilecek olan sadece bir adedi”, o anda sahaya çıkan 300 milyon yarışçıyı sollayıp, henüz son kullanma tarihi geçmemiş yumurayı kafalamayı başaracak da, sen oluşmaya başlayacaksın ! 

Düşün ki düşün ! Ya son kavşakta seninkini bir başkası sollayıp kafayı yumurtaya daldırsa, senin yerine  bir başka Çekirge yavrusu gelecek bu dünyaya ! Yani senin olman, hiç olacak şey değilmiş gibi geliyor insana ama, vallah durum böyle, olmuşsun işte ! “Olmuş ile ölmüş”e çare bulunmazmış, ne diyeyim, hayırlı uğurlu olsun Çekirgem ve daha yolun en en başındasın, bundan böyle yolun da açık olsun gayri !

Çekirge Hanım gebe kalmak üzere ama, o daha hiç bir şeyin farkında değil, orasını, burasını, elini yüzünü, dişlerini yıkadı, artık yatıp uyumaya hazırlanıyor ...

“Gebelik veya hamilelik, erkekten gelen sperm ile kadının yumurtalıklarından atılmış olan yumurtanın döllenmesinden doğuma kadar geçen 40 haftalık (280 gün) döneme verilen isimdir.

Döllenmenin oluştuğu andan 8. haftanın sonuna kadar geçen döneme embriyotik dönem denirken bundan sonrasına ve doğuma kadar olan döneme de fetal dönem denmektedir”

“Vay anasına !” ama değil mi  Çekirgem ! Şu olanlara bak hele … !

Bir toparlayayım, şimdi son durum şöyle :

Baban Çekirge Bey muhteremin o seni yapacak olan tek bir kuyruklusu yumurtadan içeri kafayı koyduğunda görevinin farkındadır. Şöyle kafayı toplayıp kendine bir geldiğinde, getirdiği ansiklopedi ciltlerini (kromozomları) güvenle bırakacağı yeri aramaya başlamış ve kısa zamanda yumurta hücresinin bilgi işlem merkezi olan hücre çekirdeğine ulaşmıştır. 

“Hücre çekirdeğine ulaştığında kromozomların birleşme işlemi gerçekleşmeye başlamis ve 23 adet kromozom içeren yumurta hücresi ile yine 23 adet kromozom içeren sperm hücresinin bilgileri kısa zamanda birleşmistir. Sperm hücreleri hem X hem de Y kromozomu içerebilirler. Yumurta hücreleri ise her zaman X kromozomu taşırlar.

Yumurta hücresinin içine girmeyi başarabilen sperm hücresi X kromozomu taşıyorsa yeni canlı dişi, Y kromozomu taşıyorsa erkek olur. 

Yani bebeğin cinsiyetini belirleyen her zaman erkektir.”

Artık yeni canlı oluşmuş veeeee  “ÇEKİRGELİ ÖZEL DÖNEM” başlamıştır.

“Genetik birleşme tamamlandıktan hemen sonra Fallop tüpünden rahim içine doğru olan yolculuk devam ederken, hücresel çoğalma da başlar. Bu çoğalmayla önceleri tek hücreden oluşan yeni canlının mikroskopik görünümü de değişime uğrar. 2, 4, 8, 16 hücre şeklinde oluşan çoğalma sonucunda ortaya çıkan yapıya mikroskopik görünümü nedeniyle morula (“dut”) adı verilir. Morula aşamasına gelen canlı hemen hemen rahim içine de ulaşmıştır.

Yeni oluşan canlının kormozom kodu erkek ise 46, XY, dişi ise 46, XX olarak ifade edilir.” 
Yani Çekirgeciğim, o zamanki adın, 007 James Bond misali, “46, XX” !
(Ama benim sevgili okurum, sen şayet ‘pipili’ isen, senin o zamanki adın 46, XY idi).

İş bu “46, XX” Çekirge Bey ile Çekirge Hanım’ın hücrelerinin “tek vücutta birleşmesi” sonucu oluşan yepyeni bir canlı olup, ikisinin genlerinin harmanlanmasından, ikisinden de esinlenerek tasarımlanan, ikisine de benzeyen, ancak ikisinden de apayrı genetik yapıya sahip bir bireydir. 

Artık ilerleyelim yavru cenin Çekirgem :

Aradan geçti bir hafta, Çekirge Hanım henüz hiçbir şeyin farkında değil ! Bir hafta önceki “çıkartma”yı bile unutmuştur muhtemelen !

Aradan geçti iki, üç hafta daha ! Çekirge Hanım adet görmüyor bir türlü ve içindeki vaziyetten bayağı şüpheli !

Üfff ! Ben yoruldum vallahi, hele biraz nefesleneyim Çekirgem ! Seninkiler 5-10 dakikada işi bitirdiler ya, ben sayfalar olmuş hala yazmaktayım ! Allah akıl fikir versin bana ! Ama kolay mı yahu, hassas konu, bir yandan da RTÜK ; oysa bunları ben orijinal halinde, pek güzel malum adlarıyla, sanlarıyla bir avazda yazıp, geçmiş gitmiştim !

Neyse, öyle ya da böyle, söz verdiğim gibi, sonunda nasıl olsa temelini attık ya senin, artık doğurtmamız da gelecek bölüme kalsın !

İşin zor kısmını geçtik, günahım oldu ise önce Allah, sonra da okurum affetsin ve “deli mi ne bu herif yahu !” gibisinden sözlerle geçiştirsin...            
                                                                                                         (Devamı gelecek yazıda ...)













Hiç yorum yok:

Yorum Gönder