DOKUZUNCU BÖLÜM -3 : “ÇEKİRGE`NİN DOĞUMU”
Boyu yaklaşık 50 cm. ve ağırlığı yaklaşık 3350 gram !
“Doğum, bütünüyle, ritmik ağrıların başlamasından, bebek ve eklerinin rahimden dışarı çıkışına kadar uzanan bir seri olayları içine alır.”
…………………… günü akşamüstü (noktalı yere, doğum gününüzden 2 gün öncesinin tarihini yazmalısınız) Çekirge Hanım’ın bacaklarının arasından, “hafif kanlı ve sümüksü” bir akıntı geldi. Buna halk arasında “Nişan” denir ve doğumun artık iyice yaklaştığının işaretidir. Çekirge Hanım, vaziyeti hemen kavradı. Zaten tedbirli kadın, doğum için çok daha önceden her şeyi hazır etmiş durumda.
"Nişan" denilen hafif kanlı-sümüksü akıntı, serviksteki bebeği koruyucu tıkacın atılmasından ibarettir. Genellikle nişandan sonraki ilk iki günde doğum başlar.”
…………………….. günü, (noktalı yere, doğum gününüzün tarihini yazmalısınız) Çekirge Hanım’ın önceleri daha az sıklıkla, ancak yine de düzenli aralıklarla gelen doğum sancıları, tipik olarak 10 dakikada üç kez ortaya çıkmaya başladı ve her bir kasılma yaklaşık 50 saniye sürüyor.
Çekirge Hanım şimdi hastahanede, doğum yapmayı beklemektedir.
Çekirge Hanım’ın sancılarının şiddeti de zaman içinde giderek artıyor ve Çekirge Hanım, sancıları şiddetlendikçe inleyip, bağırmakta.
Ne yapsın kadıncağız, fena halde canı yanıyor !
Bir süre sonra Çekirge Hanım’ın kasılmalari 3-4 dakikada bir`e kadar inerek, bir düzen tutturdu ve her bir ağrı 30-60 saniye kadar devam ediyor.
Çekirge Hanım’ı, hastahanenin doğum odasına götürdüler. Doktoru ve hemşireler yanında, artık doğumu bekliyorlar.
Çekirge Hanım’ın rahim ağzı açılmaya başladı. Başlangıçta 2 milimetre olan rahim ağzı açıklığı kasılmalar sayesinde 10 santimetreye ulaşıyor.
Bu esnada Çekirge’nin içinde bulunduğu “amnion kesesi” de artan basınç neticesinde en zayıf yerinden yırtıldı ve sular Çekirge Hanım’ın bacaklarının arasından dışarı akmaya başladı. Şimdi Çekirge’nin önde gelen kısmı doğum kanalına ilerliyor.
Çekirge Hanım’ın ağrıları su kesesinin yırtılmasını takiben kısa bir süre hafifledi ama az sonra Çekirge’nin doğum kanalına girmesiyle daha da şiddetlenecek.
Çekirge kafasını yatay olarak, Çekirge Hanım’ın içindeki “doğum kanalı” girişine sokmaya başladı.
“Pelvis (leğen) kemiklerinin oluşturduğu "çatı" içinde etrafı kas ve bağdokusu ile kaplı yaklaşık 10X10 cm. çapında bir kanal olan doğum kanalı, bebeğin dış dünyaya açıldığı yoldur. Bu kanalın içi dümdüz değil, girintili çıkıntılıdır. Rahim kasılmaları, leğen kemiklerinin oluşturduğu doğal tümsek ve çıkıntılar bebeğe nereden nasıl geçmesi gerektiğini gösterir.”
Bu dönemde ağrılar 2-3 dakikada bir gelmeye başladı ve 60-70 saniye devam ediyor. Bu sıralar Çekirge Hanım, sancılardan kelli avaz avaz bağırmakta.
Doktor ve hemşireler Çekirge Hanım’a, “az kaldı, bebek doğmak üzere, ıkınmanız lazım, daha önceden konuştuğumuz gibi derin nefes alıp ıkının, haydi biraz daha gayret !” demekteler.
Çekirge Hanım, sık ve derin nefesler alıp vererek “ııhhhhh, ıııhhhh !” diye ıkınmalara ve ıkınarak –uzun süren bir kabızlık sonrası zorlu bir haceti def etmeye çalışır gibi- Çekirge’yi dışarı doğru itmeye başlamıştır.
Bu arada Çekirge, kanalın ortasına geldi ve başınıi 90 derece hareket ettirerek, yüzünü Çekirge Hanım’a doğru döndürmeye başladı.
“Ikının, kuvvetli ıkının, ha gayret Çekirge Hanım ha gayret !”… Çekirge Hanım da, elinden geldiği kadar ıkınmakta, başka ne yapsın kadıncağız … !
Çekirge kanalın çıkımına geldi, başını dışarıya çıkarmaya çalışıyor.
Çekirge Hanım, ıkınmalarının arasında “aahhh, oooffff !”, doktor ise, “hah geldi işte, kafası göründü artık, az daha gayret, ıkın, ıkın !” diye avaz avaz bağırmaktadırlar ve bağırışları birbirine karışmaktadır.
Çekirge sol yanına yatmış, başını gövdesine dayamış, dizlerini karnına birleştirmiş vaziyettedir. Başının en tepesi dışarıya çıkmak için Çekirge Hanım’ın “çıkartma coğrafyasını” içeriden zorlamaktadır.
“Çocuğun dışarı atılması için vücut ve bebek bir çok seri hareket yapar. Bu hareketler kademeleriyle birlikte bilinmektedir. Fakat ne gibi faktörlerin etkisiyle meydana geldiği ve sebepleri henüz açıklığa kavuşmamıştır. Bu olay öyle programlanmış ve düzenlenmiştir ki, normal kosullarda dışarıdan hiçbir müdahaleye fırsat kalmadan bebek doğar.”
Sonunda Çekirge, Çekirge Hanım’ın çığlıkları arasında başını dışarıya çıkarır ve sonra da omuzlarının da doğum kanalına girebilmesi için başını Çekirge Hanım’ın bacağının iç yüzüne doğru döndürür. Bu esnada doktor, iki eli ile Çekirge’yi önce başının iki yanından, sonra da omuzlarından ve koltuk altlarından hafifçe tutarak, becerikli hareketlerle dışarıya doğru çekip, çıkartır.
In ın ııınnn !!!! İŞTE, ÇEKİRGE DÜNYAYA GELMİŞ BULUNMAKTADIR …
Çekirge doğar doğmaz doktor onu ayaklarından tutup baş aşağı pozisyonda ve hemşirelerin yardımlarıyla, ağzını yüzünü steril bezlerle temizlerken, “gözünüz aydın, bir …………… (noktalı yere cinsiyetinizi yazınız) oldu, haydi gecmiş olsun !” der. Bu sırada Çekirge, “viyak viyak” bağırıp ağlamaya başlamıştır.
Sonra doktor, Çekirge’yi sırt üstü yatırır, hemşirelerin yardımıyla göbek kordonunu önce iki tarafından penslerle sıkıştırıp keserler ve kordonu Çekirge’nin göbeğine yakın kısmından özel bir iplikle bağlarlar.
Bebek hemşiresi Çekirge’yi steril bir beze sarıp, annesine gösterdikten sonra, bebek odasına götürür.
Çekirge Hanım’ın kasılmaları ve ağrıları da Çekirge’nin viyaklamaları da birden bıçak gibi kesilmiştir.
Çekirge Hanım’ın 3-5 dakika istirahate geçen rahmindeki kasılmalar tekrar başlayacak ve kısa bir süre sonra “plasenta” da tutunduğu yerden ayrılarak, Çekirge Hanım’ın rahiminden dışarı atılacaktır.
Hoş geldin dünyamıza benim güzel Çekirgem, sefalar getirdin !
Şunu çok iyi bil ki, sen bu dünyaya, “evrenin bir parçası” olarak geldin ; hem de en güzel parçalarından biri olarak !
Senin “sebeb-i hayatın” olan babanın o miniminnacık kuyruklu sperminin ve annenin miniminnacik yumurtasının içlerinde, bu evrenin 13.7 milyar yıllık geçmişi, bu dünyanın üzerindeki ilk canli olan mavi-yeşil bakderi`den günümüze kadar uzanan 2.5 milyar yıllık evrimin şifreleri ve insanın 2 milyon yıllık serüveninin birikimleri vardır. Senin “insan” olarak oluşmana ve bu dünyaya gelmene vesile olanlar, işte bunlardır. Kısacası Çekirgem, evrende var olan her şey, senin de içinde var olarak doğdun.
Yani, sen “EVREN” sin !
Ama, yaşayacağın zaman süresince bunu belki öğrenebilecek, bilincine varabilecek, fakat çok büyük bir ihtimalle de, çok büyük çoğunluk gibi, bunu öğrenemeyecek, bilincine varamayacak, kavrayamayacaksın maalesef !
Ama bu senin suçun değil ! Çünkü, sen doğmadan uzun zamanlar öncesinden başlayarak, insanlık evren`den kopmaya başlamıştır ve işte senin doğmuş olduğun bu zaman diliminde de kendi öz`üne iyice yabancılaşmış durumdadır.
Ancak kim bilir, belki yaşamının bir döneminde biri, karşına çıkar da, bunları sana anlatır ! Kim bilir, bir zaman gelir sen de bunları anlarsın belki … !
Söz verdiğim gibi, seni ikinci defa doğurttum sonunda Çekirgem ! (Ben de bu arada ‘dokuz doğurdum’ ya, neyse, ‘helali hoş olsun !’)
Haydi benim güzel Çekirgem, “yolun açık ola !!!”.
Bu bölümü, Nazım Hikmet’in “Memleketimden İnsan Manzaraları” kitabında, “doğum”u anlattığı o muhteşem mısraları ile bitirelim.
Kulağının dibinde bir kadın çığlığı duydu Halil.
Bakındı silkinerek.
Solda, ameliyat salonunun kapısı aralıktı
Ve buzlu camları aydınlanmıştı içerden
kör, bebeksiz, beyaz bir göz gibi aydınlık,
mücerret saf akıl gibi bir şey.
Sokuldu kapıya Halil.
Ve her nedense kötü bir iş yaptığını sanarak,
Bakılmaması gereken bir yere baktığından utanarak
içeri baktı.
Demin buzlu camlarda gördüğü aynı ihtirassız
aynı kansız ve sinirsiz aydınlığın içinde,
pırıl pırıl aletlerin arasında ve üstünde doğum masasının
sırtüstü devrilip yaslanmış bir kadın yatıyordu.
Alabildiğine ayrıktı bacakları
Ve kasıklarına kadar geçirilmiş beyaz bezlerin ortasında
kocaman, çıplak, müthiş bir çiçek gibiydi çiftleşme yeri.
Kadın iniltilerle sarsılıyordu.
Bileklerinden tutmuştu İsmet Hanım,
Başhemşire yanındaydı dahiliye doktorunun.
“Faik Beyin yerine,” diye düşündü Halil,
“dahiliyeci ne anlar bu işten,
bir kaza çıkmasa bari...”
Yeni bir çığlıkla sarsıldı kadın.
Başı düştü sola.
Tanıdı Halil,
sabahleyin yatakta siyah saçlarını tarayandı.
Katılaşıp şişiyordu karnı sancılarla,
Tenasül nahiyesi fırlıyor öne doğru
ve yarı kanlı bir madde sızıyordu.
“Bütün memeli hayvanlar gibi,” diye düşündü Halil,
“inekler, kediler, köpekler gibi.
Kainat gibi,” diye düşündü Halil,
“doğuran ağaçlar, yıldızlar, cemiyetler gibi.”
Yumurta biçiminde açılıp büyüdü
çıplak ve müthiş çiçeğin ortası.
Ve bir karartı belirdi derinliklerinde :
Bu yumuşak ve ıslak saçlarıydı gelen çocuğun.
Her ıkıntıda artık biraz daha büyüyordu yolun ağızı.
Ve nihayet bir çocuk kafası iriliğinde karanlık.
Gazlı bir tamponla tazyik etti doktorun lastik eldivenli eli
lohusanın makatını.
Ve Halil birdenbire müthiş bir utanç duydu :
“Ayşe de Haseki’de böyle doğurdu demek ?”
diye düşündü.
Çocuğun kafası çıktı meydana.
Doktor çevirdi çocuğun yüzünü
anasının sağ bacağı içine doğru.
Sonra sol omuzunu, sonra ötekini çekip çıkardı,
sonra kollar, gövde ve bacaklar :
çocuk ellerinde doktorun.
Ve göbeğinden bağlı annesinin içerisine.
Doktor, iki pensle sıkıştırdı göbeği
kesti makasla.
Ve Halil o zaman
dünyanın en güzel sesini duydu,
yeni doğanın ilk zafer türküsünü.
Ve yüreği sevinçle dolu
kapattı usullacık kapıyı.
Nazım Hikmet
(Memleketimden İnsan Manzaraları Şiirinden.)
(Devamı gelecek yazıda ...)










Hiç yorum yok:
Yorum Gönder